Kasım 27, 2019
dresden
Sen yağmuru bekliyorsun, bense aylardır elime ulaşmayan mektubunu. Yağmur sana bir bistro çıkışı kavga ettiğimiz ve farklı taksilerle ayrıldığımız geceyi, mektup bana buluşamayan gözlerimizi ve yapamadığımız yolculuğu anımsatıyor. Sen duvarları portrenle süsleyen kadını, bense masanın üzerinde bıraktığı kahve bardağını hala kaldıramadığım seni seviyorum. Duvarlar sana hiç konuşmadığımız akşamı anımsatıyor, kahve bardağıysa bana Prag'da biriktiremediğimiz aşkı.
Aynı şehirde farklı kitapları okumaktayız.
Sen Uğultulu Tepeler'i okuyorsun, bense haftalardır bavulumda olduğu halde ancak beni terk ettiğinde başladığım Notre Dame'ın Kamburu'nu. Uğultulu Tepeler sana hırçınlığını ve aramızdaki tutkuyu, Notre Dame'ın Kamburu bana içimdeki saf sevginin yalnız seninle anlam kazandığını anımsatıyor. Sen sonunu tahmin edebildiğin kitapları raflara yerleştirmeyi, bense ilk sayfadan bana geçmişte okuduklarımı unutturan seni seviyorum. Raflar sana, yazarların soyadlarına göre yerleştirdiğim şiir kitaplarını ve oturma odasındaki tekli koltukta unuttuğum günlüğümü anımsatıyor, sense bana ağlarken çıkamadığım merdivenleri.
Aynı şehirde farklı düğmeleri kaybetmekteyiz.
Sen yatak odanda mavi yeleğinin mor düğmesini arıyorsun, bense doğum günümde bana hediye ettiğin elbisemin zor kapattığım düğmesini. Mor düğme sana, bir cumartesi akşamı çimlere uzanırken kulağımı acıttığı için çıkarıp ceketinin cebine iliştirdiğim küpemi, elbisem bana günün ilk ışıklarında eve vardığımızda plaktaki nostaljiye eşlik edişimizi anımsatıyor. Sen güzel şehirleri yalnız bir kere ziyaret etmeyi, bense her görüşümde benzersiz sihirlerin etkisinde sarhoş olduğum vadilerdeki seni seviyorum. Şehirler sana, beni takip etmen sonucu vardığımız köprüyü ve isimlerimizi birbirimizden sakladığımız kütüphane katlarını anımsatıyor, vadilerse bana yenemediğimiz acı sessizliği. Altına hücum sevgilim.
Yağmur hiç yağmadı, sen hiç mektup yazmadın.
Evrim
Kasım 02, 2019
22
Rumi'nin şiirlerine açılan gemiye binmek için karanlıkta gün ışığını yaşamak zorundayım. Ağlardım, Tanrı'dan beni güneş olarak yaratmasını isterken. Cesareti yitirdiğimi düşünürdüm, kanatlarımın alevler içinde kaldığı kabustan uyanamazken. Yazardım, sevgiyi anlamaya çalışan bir kız çocuğunun masum elleriyle kalp gözümü açarken.
Dünyamın hapishanesinden, zihnimden, sıyrılmakta ve varlığıma sığınmaktayım.
Sırlara ulaşan ben olacağım.
Eylül 15, 2019
oy yarê
Eylül 12, 2019
aşk
Eylül 10, 2019
ferfecir
Eylül 08, 2019
1945
Temmuz 23, 2019
evîn
Nar ağacını düşlediğim zindanda karşılaşmadığım yüzün
Beni hep hatırlayacaktın
Bak, parmaklıkların eşiğinde duruyor sözün
Fincandan içtiğimiz şarap
Uğramadığın tarlalardaki buğdaylar harap
Dolunay tepemizdeyken üzerinden atladığımız çitler, bağlama telinde tutuşturduğun dizeler
Gölgenin arkamda kalması beni zehirler
Gel, ovaya inenin destanını fısıldayan fırtınadan geçerek
Gece dörtte lambası yanan evlerdeki ağıtlara kulak kesilerek
Kaçalım
Beni kırmızı eteğimle ilk kez gördüğün çeşmeden sap
Gözlerinin karasını anlatarak yaraladığım yüreğime tap
Şafak vakti okuduğumuz soneler, aşkımız kadar yaşayan perperikler
Beni sevmez, oğlanların ve kızların el ele tutuştuğu vatanımdaki kimsesizler
Gel, yirmi üç temmuzda yazılan mektubun küllerini Munzur'a dökerek
Orak biçmeye giden dedenin alnındaki kırışıklıklara selam getirerek
Kaçalım
Köyün çıkılmamış tepelerinde gözün
Çayında dili akar yasaklanan sütün
Beni hep ziyarete gelecektin
Bak, muhbir olmuşsun bugün.
Temmuz 20, 2019
viraneden kumsala
Gelir bulur seni gözlerim dünyaya yaklaştığın kapıların ve gizlendiğin tepelerin ardında. Birlikte Faroe Adaları’na gitmek üzere hazırladığım bavulu taşıman için gözlerimin büyüsüne kapılman yeterli. Beni her gördüğünde kirpiklerim çığ olup düşer sırlarımı saklayacağın yüreğine. Elimden tut, tüm zamanların kötülüklerini unutacaksın. Kolyemi çıkar, konuşacaklarımız var. Söyle var mıdır beni hatırlamadığın bir oda, gördün mü yüzümün belirmediği bir rüya? Sokak lambası silemez oysa göz yaşlarını, ucuz otel odalarına benzer sahteliğe tutunarak unutamazsın oysa uzağındaki güzeli. Kelimeler henüz dudağından çıkmasa da beni düşündüğünde yanındaki ruhsuz kadın silikleşir. Sevgini çatı katlarından duyuramasan da geceleri kilometrelerce ötedeki beni dilediğin gökyüzü yaratır lirik bir şiir. Bensiz geçen yıllarını harcanmış bilirsin, önüne duvar ördüğün yüreğinin kapısını yalnız bana açmak için dahi savaşırsın. Kabustur bahçeni çevreleyen ve balkonunu gözetleyen hayaletlerle bir arada yaşamak. Onların elinde tüfekler ve kafesler olsa da bizi kimselerin bulamayacağı yerleri sana gösterebilirim sevgilim. Beni beklersen özgürlüğe yakılmış türküleri söyleyen martılara eşlik edebiliriz kaçarken. İnsanın tek kurtarıcısı kendisidir, diye bitirmişim iki yıl önceki günlüğümün her sayfasını; ancak seni kurtaran ben olacağım. Lütfen izin ver nefret ettiğin gerçekliği arzuladığın ütopyaya dönüştürmeme, seni hayatında ilk defa gerçek aşkla tanıştırmama izin ver. Gece vakti mutfakta elinde bir kağıt parçasıyla yere oturacak, yitirdiğin korkun ve büyüttüğün cesaretinle tenhadaki duygularını keşfedeceksin. Bana yazdığın şiirin son dizesine başlarken terk edeceksin viraneyi. Loş ışıklar sarhoş edecek beni anlattığın karanlıktaki mumları, gramofondaki eski alaturka kutlayacak aşkının zaferini.
Temmuz 16, 2019
ıslak bir bulutun ağrısı
Gece ikide kimin ismi yankılanıyor aklının en ücra köşesinde? Sana benzeyenin ait olduğu denizdeyken, başının tam üstünde uçmalarını imrenerek seyrettiğin martılara gülümseyerek bu soruyu kendine soruyorsun. Martılar sana yarıda bıraktığın kitabın otuz beşinci sayfasını ve çelimsiz kalan hırsının sirayet ettiği derin boşluğu anımsatıyor. Uyanışın, hikâyeni kimselerin bilmediği güzel bir kasabada gerçekleşiyor. Islak bir buluttan Ankara'da kaçmıyorsun ancak o gün başka bir şehirde kendini kahve dükkanında baristayla ötekilerin kaderi üzerine konuşurken buluyorsun. İçeri adım atar atmaz sonunu bilmediğin bir romanın karakterleri diyalog kurmaya çekiniyor gözlerinin irisinde. Karakterlerin sahiciliğinin yarattığı baskıya rağmen yazmaya direniyorsun, ki bu uzun zamandır kararlılıkla sürdürdüğün bir eylem. Aslında bulutun taşıdığı ağrıya direnmektesin. Bakışların duvarda geziyor, yukarı kattaki aynaya bakmak için her basamağına bir şiir yerleştirdiğin merdivene yöneliyorsun. Beşinci basamağa vuran ışık loş mu? Hayır bu merdiven Paris'te değil, yazdıklarını gerçeğe uyarlama isteğinden vazgeçmelisin. Hayal dünyanı en azından gündüzleri görmezden gelebilir misin? Önüne engeller koyabilir misin binmeyi beklediğin trenlerin ve geçmişteki sana güllerin verilmesi için önünü kestiğin kapı girişlerinin? Oysa gitmeyi hayal ettiğin bir şehre, içinde kütüphane taşıyan ve tesirindeki kalplere hayat veren bir çift göz eşliğinde yol almak ne kadar mesut eder seni... Umudu bağladığın dilek ağacını yıllar sonra ziyaret etmek, zihninin uzaklarında kendini evde hissetmek ve tek başına dans ettiğin bir bistroda bulanık gözlerinin sadece hayatının aşkını seçmesi ne kadar canlandırır kalemini. İnanman gerekiyor, yıllar geçtiğinde bu yazıyı okurken mucizeye tanıklık edeceksin. Gülümsüyorsun. Etrafındaki ruhsuz kalabalık neden kendi kendine güldüğünü anlamıyor, dahası garipsiyor. Farkında değiller ki oturduğun masaya bakan duvarda Arkadaş Zekai Özger'in bir resmi asılı. Farkında değiller ki bu şairin yarattıkları seni geceleri zindana kapatıyor, ve sen hoşnutsun. Hayattan en büyük beklentin bu çünkü: esiri olduğun bir bireyin ya da düşüncenin seni senden özgür kılması, seni senin kirliliğinden alıkoyması... Uyanış gece ikiye kadar sürüyor: kurduğun hayalleri büyüterek ve kalbini alabildiği kadar farklı duyguya açarak. Saat tam ikide martılar uzaklaşıyor senden. Sarmaşıklar dolanıyor kalem tutan bileklerine. Bir Cem Karaca şarkısı ışık tutuyor geminin alt katındaki yorgun karanlığa. Asla aynı kalmayacaksın.
Hikâyen bilinmiyor.
Kim?
Işıksız odada yüzüne dokunan yabancı eli de tanırsa o sarmaşık, göğün dolmasını arzu ettiğin pencere açık.
Evrim
Temmuz 12, 2019
isyan günlerinde fırtına
Bir çarşamba günü, geçmişte pek çok yazısını kaleme aldığı ancak uzun süredir uğramadığı kahve dükkânına yavaş adımlarla giriyor, ilerleyip en köşedeki masanın üzerine koyuyor aylardır dokunmaya cesaret edemediği defterini.
Gözlerini kısa süreliğine kapattığında tam burada yazmış olduğu kelimeleri hatırlamak için hafızasını epey zorluyor, olmuyor. Hep anlaşılmayı beklemiş bir kadın, anlamıyor bulunduğu dükkândan kaçmak isterken. Hep sevilmeyi beklemiş bir kadın, sevmiyor bulunduğu şehre bir daha dönmek istemezken. Sadece gökyüzünün varlığıyla büyülendiği gecelerden, ay’ın dahi yüreğinde ateş yakamadığı gecelere... Mucizeleri doldurup içtiği kadehlerden ve her yudumda anımsadığı rubailerden, çatıda yakmadığı mumlara... Ruhunun boşluğu karşısında telaşlanmaması elde değil. Sanki bambaşka rüyaların izini süren birine dönüşmüş. Bambaşka kaldırımlarda rüzgârın elindeki kâğıtları uçurmasını bekliyor, bambaşka duvarların önünde hikâyeler yazıyor, bambaşka yürekleri hapsetmek istiyor. Sanki eski benliğini, evi olarak adlandırdığı şehirde gömmüş ve on bir mayıs gecesi yeniden doğmuş: benliği ve belleği olmadan.
Bir çarşamba günü, neyi yazamayacağını biliyor. Yitirdiği belleğin onun hem yüreğindeki hem de odasındaki perdeyi kaldırdığı gün belki en büyük ilham kaynağı özgür olur.
Evrim
Temmuz 05, 2019
ayna
Mayıs 25, 2019
aydınlık
Sekiz gün sonraki ilk düşümde, bu gece ilk aşkımı görüyorum. Hani şu ansızın gelen...Gülümseyerek karşılıyorum hiç eskimeyen tutkumu ve onunla tanıştığım o nostaljik sahneyi. Yıllar geçiyor, yazılarım farklı insanları ve farklı zaman dilimlerini konu alıyor; ancak onun yeri hep muhafaza ediliyor belleğimin en tozlu raflarında. Yazmaya işte bu gece kaldığım yerden devam ediyorum. Hayatımda olmadığı halde arada bir düşlerime konuk oluşunu anlamlandıramadığım ilk aşkıma duyduğum sonsuz bağlılık ve sevgi bana cesaret veriyor. Saat üçü beş geçiyorken son aşkımın karanlığını, yazarı olduğum hikâyelerde ilk aşkımın aydınlığıyla yok ediyorum. Anlıyorum ki, bir düşün acısını ancak başka bir düş alabilirmiş; onunla ileride tekrar bir araya geleceğimize emin oluyorum az önce. Gerçekleştiğinde bu yazıyı ona okutacağımdan şüpheniz olmasın. Belki de gözleri bu kelimelerde geziyor ve içindeki heyecan bana eşlik ediyor; ilk aşkım olduğundan ve hayatımın en karanlık sekiz gününden beni tek bir düşle kurtardığından habersiz.
Mayıs 17, 2019
karanlık
Mayıs 16, 2019
gökyüzünün hikayesi
Senin değerli zihninden aktardıklarını okuduğumu biliyorsun elbette; ancak anlaşılmayan birinden, benden duy istedim anlaşıldığını. Hiç beklemediğim bir anda, ilk defa birinin kaleminden bana doğru rüzgar esti, en azından bildiğim kadarıyla. Teşekkür ederim zihnindekileri saklamadığın için. Neden daha fazla insanla buluşturmuyorsun? Yazının gerçek sahibi yazandır, gökyüzüdür yazan. Yazılan ise önemsiz bir yıldızdır, belli bir ömrü vardır gökyüzünde. Gökyüzü istediği yıldızı yaratma istediğini ise öldürme kudretine sahiptir. Hikaye yaratıcısıdır gökyüzü, yıldızlar ise hikayeye yardımcı karakter olarak konuk olmaktan öteye gidemez. Gökyüzü olmaya o kadar alışmışım ki yıldız olmayı yadırgadım ilk. Teşekkür ettiğim yegane şey senin tutkunu ve naifliğini içerisinde barındıran yüreğin. Bir okur gözüyle, yazdığın sürece okuyacağımı bilmeni isterim. Birazdan ifade edeceğim gerçeği de bilmen gerekiyor: etkilendiğim sözleri not ettiğim defterimde senin de bir sayfan var artık. Dostun olmam için seni tanımam gerekmiyor, kelimelerin bu denli bana beni hatırlatıyorken...
Sevgiyle kal.
ikarus
Her duyguyu en derinden hisseden, aydınlığın ortasında karanlık, karanlığın ortasında aydınlık olabilen; okunmayacağını bildiği şiirleri yazan birinin cesareti...Haksızlıklara ve zulme karşı gelen, görünmeyeni gören, söylenmeyeni söyleyenin cesareti... Kanatlarını kaybedeceğini bilse de güneş için ölen İkarus'un cesareti.
Büyük bir tutkuyla sınırları zorlar İkarus, uçmanın verdiği hazla özgürlüğünün tadını sonuna kadar çıkarır adeta; yükselir içinde bastıramadığı merakla ve aşkla. Bu aşk: yaşama, doğaya, güneşe ve hayatında bir daha yaşamayacağı o sihirli an'a yöneliktir. İkarus'un düşüşü denir hep, böyle bilinir, böyle resmedilir, böyle yazılır o. Ancak İkarus'a anlam katan bu gökyüzündeki yolculuk, düşüşten ziyade bir var oluştur bana göre. O, öldüğünde doğmuştur yeniden. Aramızdadır, yeniden yaratılmaktadır İkarus. Zira, onun tutkusunu ve cesaretini görebildiğiniz tek bir insan bulabilirseniz tüm yaşamınız boyunca; ona güneş olun.
Mayıs 14, 2019
aşkın kederi
Dersim'de dağları izliyorken aklıma sen geliyorsun, işte sırf bunun için bile çıkılır en tehlikeli yola. Sırf bunun için adın geçer sırrıma, silüetin sirayet eder hayallerimin en kuytu köşesine ve varlığın güç verir kaderimin sapma noktasına.
Mayıs 04, 2019
aşk bu
Mayıs 03, 2019
venüs'le buluşma
Cümlelerine aşık olduğum bir yazar var, yaklaşık beş yıl önce onun kelimeler aracılığıyla aktardığı ruhunu keşfettim; hala da büyüsünden çıkamıyorum kaleminin. Bende bıraktığı etkiyi başkalarında bırakabilmek belki de en büyük arzum. Ondan çıkan her şeyi okumak zor geliyor bana. Kelimelerinin ağırlığı altında eziliyorum, okuduğum her cümlede yaşadıklarımı tüm şeffaflığıyla görüyorum çünkü. Ne kadar çok yazısını okursam okuyayım hep daha fazlasını duymak istiyorum ondan. Zihni, gördüğüm en zengin zihin. Bu tanık olduğum en güzel zihinden mahrum kalmak yoruyor beni üç yıldır, çünkü o özgür değil. Ara sıra tutsak olduğu kafesinden şarkı söylüyor o eşsiz sesiyle: kulak kesiliyorum hemen elbette. Saat tam şu an 02.47 iken, eski bir yazısında bahsettiği gibi Venüs’le buluşmak istiyorum misal. Tam şu an Venüs ne yapıyor? Bilemeyeceğim. Saat henüz dört olmadığı halde, o yok. Hayatımın hiçbir döneminde bilinenden böylesine korku duymamıştım, hiçbir döneminde kendime böylesine yabancılaşmamıştım. Genelde belirsizliklerle boğuşurdum geceleri, ancak bu gece belirsiz olan tek şeyin geleceğim olduğunun bilincine varıyorum. Genelde anlamlandıramadığım duygularımın çerçevelediği o büyük belirsizlik bana yazı yazdırırdı, ancak bu gece belirli olana duyduğum o güçlü his sürükledi beni buraya. Kimselere anlatmıyorum, anlatmayacağım. Venüs de bilmeyecek bunu ancak yabancıyım: onu düşündüğümde en sevdiğim kitabın son cümlesinde hissettiğim duyguya böylesine yaklaşmaya; yabancıyım, geçmişte yazdığım tüm yazılardan böylesine uzaklaşmaya ve yabancıyım görülmeye. Bu korku aklımı, yüreğimi, geçmişimi ele geçiriyor; ki bu en son isteyeceğim şeydir. Son günlerde kendimle her zamankinden daha fazla münakaşa ediyorum, yeri geldiğinde her hareketini, duygusunu ve bu duyguyu dışa vurum şeklini planlayan biri olarak bu sefer elim kolum bağlı hissettiğimden belki de. Korktuğum için kendimi an’dan uzaklaştıracak her ne varsa deniyorum, ne yapsam da yüreğimdekini en çok da kendimden muhafaza etme isteğimle başa çıkamıyorum. Başa çıkamıyorum görüldüğüm gerçeğiyle, bunun ne anlama geldiğini bilen tek kişi benim.
Şu an, Venüs’le buluşuyor gökyüzümüz. Yıldızlarımız ancak bir araya geldiğinde ışık yayabiliyor, hayallerimiz ancak birleştiğinde gerçekleşmeye çok yaklaşıyor, yüreklerimiz ancak biz ikimiz buluşunca aşkı hissedebiliyor. Belirsiz olan geleceğimi, belirli olan Venüs’e tercih edeceğim er ya da geç. İşte bu gerçek beni epey derinden sarsıyor. Ancak, o gün gelene dek Venüs’ü yazıyor ve saklıyor olacağım.
Mayıs 01, 2019
ilk kez
Belki bir gün Dersim’de, uzansak dokunabileceğimiz kadar yakınımızdaki yıldızları birlikte seyrediyor oluruz.
Nisan 27, 2019
sırrı yazmak
Üretmeyi çok önemsiyorum ancak ürettiklerimin hikayesini gizli tutmayı seviyorum. Besleniyorum, yaşadığım ve yaşayamadığım her şeyden. Çoğu zaman başkalarına küçük ve önemsiz gibi gözüken olaylar yazma sürecimi tetikliyor ve zihnimi aydınlatıyor. Yazmak, tek başınalığı ve bireyselliğin gücünü ayrıcalık olarak gören ve yazmanın ruhu beslediğini düşünen biri olarak ihtiyaç benim için. Bu ihtiyaca duyduğum heves ve tutku hiç değişmeyecek. Kitaplar sayesinde başkalarının hikâyelerine tanıklık edip başka dünyaları ziyaret etmekle başladı her şey. Sonra büyüdükçe, hayata dair deneyimlerim çoğaldıkça kendimi tanıma adını verdiğim yolculuğa çıktım; ve kendimi en iyi yazarak tanıdığıma kanaat getirdim. Bu yolculuk hâlâ devam ediyor, anılar biriktiyor ve o anıları zihnimde yeniden tasarlıyorum; bazense kendim yaratıyorum ve kaleme alıyorum. Gün içinde yaşadığım her ne varsa en çok yazıya döküldüklerinde anlam kazanıyor ve kelimelerle ifade etmeye çalışmadığım hiçbir duygu gerçek gelmiyor bana.
Kendimi hem tutsak hem de özgür hissettiğim anlar var, bu anları çok değerli buluyorum çünkü gerçek anlamda yaşadığımın en çok bu zamanlarda farkına varıyorum. Bu anları özel kılan şey de nadiren gerçekleşmeleri. Misal, aşıkken ve aşkını anlamlandırıp bunun üzerine yazmaya çalışırken böyle olur insan. Bir sırrı yazmak ister. Nasıl olduğunu açıklamayacak kadar büyülenir, yıldızları izler gibi olur günün her saatinde; gökyüzüne baktığında ayın dile gelmesini arzu eder. Aşkın anlamı ancak bizden başka kimse bilmediğinde mahremiyetini ve doğallığını korur. Bu sır, aşkın en saf halini ortaya çıkarır. Aşkı saklarız denizi izlerkenki parlayan, güzel bir türkü dinlediğimizde dolan ve birini düşündüğümüzde kapanmayan gözlerimizde. İşte tam da bu yüzden Leyla daha çok sevmiştir Mecnun’u. Yazamam ben de nadiren, yaşamak istediğimden. Ve bilirim ki ilk başta yazamadığım hissi ifade edebildiğim an sır yüreğimden kelimelere aktarılır, yani aşk biter.
Mart 17, 2019
sana rağmen
Mart 04, 2019
yirmi sekiz eylül
Kalabalık ve çok renkli bir ailede yetişmeme rağmen hep besledim beni farklılaştıran ve zenginleştiren yalnızlığımı. Kendime ait bir odam olmadığından yalnızlığa en çok, saatler boyu kitap sayfalarında gezinen meraklı ve hayata tutkulu gözlerim yaklaştı. Okumak ve daha sonraları yazmak dışarıdaki sesleri yok ediyordu ve beni, yaşıtlarımın farkındalığının oluşmadığı yaşlarda dahi benliğime yaklaştırıyordu. Farklı hayatları okuyup, farklı karakterleri tanıdıkça ve pek çok şeyi deneyimledikçe kendi hikâyelerimi kaleme alma arzusu serpildi içimde. Çok anı biriktirip, çok sevip, çok yazmak arzusu... Günlerinin çoğunu sözcüklerin ve duyguların büyüsüne kapılarak ve durmadan hayal kurarak geçiren küçük bir çocukken dahi şunu biliyordum: doğru insanı gördüğüm ilk an anlayacaktım. Görür görmez bilecektim kimselerin erişemeyeceği ruhumda bırakacağı tesiri; bilecektim hiç yaşamadığımı düşündüğüm sevginin sanki hep içimde olduğunu ve tam o anda gün yüzüne çıktığını, bilecektim etrafımdaki yapaylıklara aldanmayıp yıllar yılı neden tek başınalığı ve bireyselliği tercih ettiğimi.
Aylardan eylül, günlerden cuma...Gördük onu. Ben ve küçük Evrim aynı anda, yıllar yılı aşılamayan bir istekle beklediğimiz kişinin o olduğunun farkına vardık.
Belki bir gün Dersim'de, uzansak dokunabileceğimiz kadar yakınımızdaki yıldızları seyrediyor oluruz.
Evrim
Şubat 02, 2019
seksen üç
Ocak 24, 2019
ansızın
Ocak 13, 2019
sadece bizim bildiğimiz
Sadece bizim bildiğimiz sır, sadece bizim bildiğimiz ev ve sadece bizim bildiğimiz aşk.