Eylül 12, 2019

aşk

Sislerin içinde parlardın.

Saçlarım solmuştu, üstümdekiler kirliydi. Sen, mükemmeldin. Acımasızlığın, özlemlerin ve savaşların ortasında bana gül uzattın. Maviyi ilk seninle gördüm, sevgilim. Ailenden uzaktaydın, evin oldum. Sahi, Stalingrad’da karların altına mı gömdün bana yazdıklarını? Senden gelecek haberi bekledim. Hâlâ da bekliyorum. Ya hiç yazmadıysan? Birlikte çirkin sokakları seyrettiğimiz pencerenin önündeyim şimdi. Mutfakta içen adama olduğumdan daha yakınım sana. Hediye ettiğin bisikleti gittiğinden beridir bodrumda saklıyorum. Eğer mucize olur da gelirsen bir gün, seni karşılamaya onunla geleceğim. 

Hatırlıyor musun bir ekim gecesi etrafımızdaki bakışlara aldırmadan nasıl salonun ortasında dans ettiğimizi? Ben seni yazıyorken, üniformanı kapının arkasına astığını hatırlıyor musun? Sana dair ne varsa duvarlarda, unutamıyorum. Bana sarıldın, seni tanıdıktan sonra asla aynı kalamazdım. Aşktan yorgun düştüm. Belki saklanacağımız bir yer bulurduk. Kederden yorgun düştüm, tam on üç sene oldu. Gittiğin gün duvarları maviye boyadım. Gerçeği reddetmek istedim, aynaların üstünü örttüm.

Sana veda ettiğim ana dönebilsem kati’yen bırakmazdım ellerini. Ne kadar uzakta olsan da, yüreğin mumları yaktığımız masanın üzerinde. Ellerin üzerine mürekkep damlattığımız gri çarşaflarda. Gözlerin, gözlerimde.

Burada olsan perdenin üzerine yapıştırdığım mektupları şaşkınlıkla okurdun. Sonra da uygun sözcükleri özenle arardın. Nasıl da sevdim seni, nasıl da öptün beni ateşkese uzak, düşmana tuzak gecelerde. Tanıştığımız güne dönelim, bu kez korkak olmayacağım. Akşamları yeniden yaşayalım, gün doğarken ağlayacağımı bilsem de. Aşkı yeniden yaratalım, aykırılıkların ve ayrılıkların ortasında; beni bir daha göremeyeceğini bilsen de. Sırları yeniden fısıldayalım, sonunda bizi ayıracaklarını bilsek de.

Maviyi bana bahşeden ruhuna hasretim. 


Evrim