Şubat 20, 2021

kışa çevirme yazımı

On üç yıl geçmiş, beni bıraktığın ağustostayım. Sen halen arkadaşımsın. Ve halen yemek masasında adın geçmekte. 

Bu eller sana doğru uzanıyor, doğduğun gün bugün. Yüzünü sayfalar dolusu tasvir edeceğimi pekala bir ben biliyorum, ki bu huyum on beşimden kalma. Akşama doğru hava serinliyor, yeni aldığım topuklularsa bileğimi acıtıyor. Boynumdaki kılıç ağırlaşıyor, bir itiraf: bendim seni ilk gören.

Hayır. Odanın diğer ucundan utanarak sana baktığımda dahi masum değilim inan. Ellerin bana doğru uzanıyor, doğduğum gün bugün. Tuhaf bu kadın doğrusu. Böylesini tanıyamazsın, biliyorsun. İnatçı, kibirli, aynı şehirde otuz üç günden fazla kalamıyor üstelik. Üzerimdeki ceket hoşuna gidiyor, duymazdan gelsem de eve dönünce ilk iş özenle asıyorum askıya. Üzerine hiç konuşmuyoruz fakat bu gerçek ikimizi de öldürüyor, biliyorsun. İnkar ediyorum sabahleyin. Oysa akşama doğru perdeleri araladığımda tekrar beliriyorsun zihnimin sokağında. İlk günkü gibi, pek tuhaf. Rüzgar, isyan, ateş. Gitmek bilmezsin halen. 


Üç sayfa mektup yazıyorum sana, yalnızca bir cümlesini gönderiyorum. Nasıl olduğumu sorduğunda da yalan söylüyorum, bilmelisin ki yalnızca bu defterdeki kelimeleri kandıramıyorum. Anımsıyorum, dilediğim gibi hitap edememişim sana. Küçük ayrıntılarda saklamışım adını. Ay belirene dek çatı katına çıkan merdivende öylece durmuşum. Elimde kadeh, senden gelecek haberi bekleyerek geçirmişim birkaç ayı. Anımsıyor musun arabada dinlettiğim o iki parçayı? Sinmişsin kıyafetlerime, ellerime, saç rengime; bulunmadığın yerlerde izler bırakmışsın. Sırların kuşattığı sokaklardan kaçış mümkün bu kez. Günlük tutmayı bıraktım, beyaz elbisemi aldım yanıma yalnızca. Tuhaf bu kadın doğrusu. Böylesi kimseyi sevemez, biliyorsun. Harfler siliniyor gözlerinin yeşilinden günbegün. Ne olur cevap ver, anımsıyor musun? 


On üç yıl geçmiş, beni bıraktığın ağustostayım. Sen halen yabancısın. Ve halen kimse bilmemekte.



Evrim