Bazı anlar vardır, bir daha asla yinelenmeseler dahi üzerinizdeki tesiri hiçbir zaman hafiflemez; aksine hikâyeler biriktirme amacıyla girdiğiniz yolun rotasını aniden değiştirme gücüne sahiptirler. Yıllar geçip giderken pek farkına varmasanız dahi bir gece saat iki sularında ansızın çalarlar belleğinizin kapısını. Kapıyı heyecanla açtığınızda eski bir dostu karşılamış gibi olursunuz. Belleğinizin en derinlerine attığınız o saf ve masum hisler beraberinde geçmiş on iki yılı getirir size. Gerçeğin korkunçluğu sarsar sizi, hem de hiç beklemediğiniz şekilde. O büyülü ânı zihninizde sayısız kez yeniden canlandırırken ve yeniden yorumlarken yoğun duygularınızın esiri olmaktan kaçamazsınız. Kaçamazsınız ondan ve daha da önemlisi kendinizden. Yaşadığınız bir sürü deneyime rağmen kendinizi öylesine acemi hissedersiniz ki. İşte tam o sırada anlarsınız, aşktır bu. Yıllar önce onu sevmeye cesaret edememişsinizdir, bunu kendinize ilk kez itiraf ettiğinizde bir daha eskisi gibi olmayacağınızı bilirsiniz. Onu sevme fikrinin büyüklüğünden öylesine çekinmişsiniz ve uzaklaşmak istemişsinizdir ki, bir başkasına şiirler yazmışsınızdır; bunun bilincine varmaksa şaşırtıp yaralar sizi. Bir anda o şiirlerin her biri yabancılaşır size, sevdiğinizi sandığınız sefil insanların her biri silikleşir. Aşktır bu, ânı paylaştığınız insan hayatı boyunca bilmeyecek olsa da.
Evrim