Nasıl oldu da, aynı anda aynı odada denk geldik birbirimize?
Doğduğum şehirden kaçmak isteyecek kadar acı çekmem tesadüf değilmiş, yanlış kapılardan geri dönmem de, gecenin ortasında uyanıp bavulumu hazırlamam da. Perde arkasından izlediğim sokağa nihayet ineceğimi düşünmezdim hiç, kalabalığın ortasında sevgilimi öpeceğimi de, koridorda gözüm kapalı yürüyebileceğimi de. Tüm yanlışlar, uçurumlar, keşkeler sana hazırlamış beni. Bugün anlıyorum. Elimde ayakkabım dolanmışım sanki yalın ayak tüm vadileri, çatısına çıkmışım sanki Rabat evlerinin. Seni seçmişim, arkadaşım. Bugün ikinci kez doğuyorum. Yalnız benim için giydiğin gömleğinin üzerine kadehim devrilmiş, arkalardan fısıltılar yükselmiş, ellerimiz bağlanmış. Mahalle sakinleri bir ağızdan konuşmuş: “Mutluluk bu dünyada da var!” Düşümde denize emanet etmişim kalemimi, sonra uyanıp da seni görmüşüm yanı başımda. Kaybolduğum labirentte bir çıkış bulacağımı düşünmezdim hiç, kalabalığın ortasında sevgilimden gözlerimi kaçırmayacağımı da, aşka gözüm kapalı düşeceğimi de. Tüm sarmaşıklar, güller, hançerler bana hazırlamış seni. Bugün anlıyorsun. Cebinde resmim, cebinde adım, cebinde sırrım. Yanı başımdaymışsın sanki ben yazarken, evine girdiğim yabancının bir üst katındaymışsın sanki o akşam. Sokağına gelmişim, bilmeden. Aynı apartmandaymışız 26 Mart günü. Beni seçmişsin, arkadaşım. Bugün ikinci kez doğuyorsun. Yalnız senin için taktığım şalı sarhoş olduğumuz akşam takside unutmuşuz, arkadan fısıltılar yükselmiş, ellerimiz bağlanmış. Mahalle sakinleri bir ağızdan konuşmuş: “Kim olduğunu biliyor musun?” Düşümde yabancılara emanet etmişim kalbimi, sonra uyanıp da seni görmüşüm yanı başımda. Doğduğum şehirde küçük anlarda, kahve dükkanının önünden geçerken misal, ağlamam tesadüf değilmiş, yanlış dudakların zehrinden içmem de, gecenin ortasında uyanıp seni dilemem de.
Nasıl oldu da, aynı anda aynı odada denk geldik birbirimize?
Evrim