Şubat 10, 2015

Adı Tityre Olmalı Onun

Yüreğinin katılığı altında ezilmiş olan bir sevgi,
Benliğinin titreyen elleri arasında sıkışıp kalmış olan bir umut,
Sert yüzünün arkasında beliren bir silüet,
Dudaklarına yansıyan o derin hüzün, o derin bilinmezlik,
Benden önce André Gide yazmış, adı Tityre olmalı onun. 

Üç yıl,
Onu,
Beklediğim üç yıl,
Okuduğum üç yıl,
Yazdığım üç yıl.

Kapattığı an geçmişle karıncalanan gözleri,
Unutulmuş güzel bir melodiyi andıran sesinin titrekliği,
Geçilmesine hiçbir vakit müsaade etmeyeceği buğulu düşünceleri.

Üç yıl,
Beni,
Beklemediği üç yıl,
Okumadığı üç yıl,
Yazmadığı üç yıl.

Zihnimde, tanışmadan çok önce hissedilen burukluklar,
Masamda, hâlâ aynı duyguyu yaşatan anılar,
Ve yüreğimde olgunlaşmamış bir sevgi.

Elden bırakılan kalemler,
Kapağı kapatılan kitaplar,
Belleğe gömülen hisler.

Çayın altını kapat, gelmeyeceğim.

Adı Tityre olmalı onun.


Evrim

Şubat 09, 2015

margise

"Margise!"
Duyduğum bu kelime karşısında hızla arkamı döndüğümde çeneme gelen saç telimi geriye attım, beni arkaya döndüren adımın söylenmesi değil, onun dudaklarından çıkmasıydı.
Karanlıktı ama ben onu seçebiliyordum. Belki de bana aynı anda aydınlığı ve karanlığı yaşatabilen tek insan olmasından kaynaklanıyordu. Hafif nefes alışını, vücudundan gelen o kendine özgü kokusunu hissetmem az kalsın yüzümde tebessüme neden olacaktı. Onunla bu karanlıkta çarpışmamak niyetiyle gösterdiğim çabadan ötürü yerimden kımıldamıyor ve sessiz hareketlerine kulak kesiliyordum. Bir daha asla karşılaşmak istememe ve daha önce bu sahneyi defalarca kurgulamış olmama rağmen, planlardaki gibi çekip gitmek yerine orada kalıyordum. Bir şey söylemeyip kımıldamasam da orada olmam ona içten içte nasıl yalvardığımı ortaya seriyordu. Akın akın bekliyor gibiydim orada kalmam için bir şeyler yapmasını, varlığının yeterli bir neden olduğunu kendime itiraf edemeyerek. Neden lafının devamını getirmemişti? Bir yıldır duymadığım o sesini duymak bu halime en büyük derman olacaktı.

"Buradasın biliyorum ve beni hala seviyorsun."

O an surat ifademi görmediğini bildiğim halde istemsizce çattım kaşlarımı. Nasıl oluyordu da doğruyu biliyordu? Ayak seslerini yakında hissetmeye başladığım anda tıpkı aslandan kaçan bir geyik gibi hangi yöne gideceğimi bilmeden yana ilerledim ve iki el beni tuttu, o andan itibaren vücudumun her bir noktası karıncalandı. Artık hiç konuşamazdım bundan böyle, bütün kelimelerimi mühürleyecek derecede etki bırakan bu adam karşısında aciz durumuna düşüyordum, ellerinden kurtulup koşarak uzaklaşmalıydım oradan. Ama aklıma nüfuz eden tek gerçek hayatımda hiç böylesine değişik hisler yaşamadığımdı. Hatta yüzsüz gibi o sıcak ellerinin beni sarmasını,kollamasını istiyordum. Hafifçe güldüğünü hissettim. Ve sonrasında ise bende kurşun etkisi yaratan sözlerini.

"Beklediğin an geldi Margise, gururunu yoksayamaz mısın artık? Bana yazdığın her mektupta aşık olduğunu ve bir o kadar da nefret ettiğini söylüyordun. Şimdi ise o hep betimlediğin kahverengi gözlerimi bile görmemişken bir suskunluk almış seni."

Mektuplar, ona 365 gün yazdığım ve asla cevap alamadığım, her geçen gün umudumu kaybettiren ve hayatla bağlarımı koparan mektuplar. Ona sayfalarda aşık olduğumu anlattığım ve yazarken içimde hep onun da bir gün beni sevebileceği umudunu biriktirdiğim mektuplar. Sesim, cılız ve çekingen bedenimden nasıl çıkacak bilmiyordum ama bir şeyler söyleme sırası bendeydi.

"Eğer o mektupları dikkatle okusaydın her şeyin senin kahverengi gözünden ibaret olmadığını anlardın." Dedim nefes nefese. Asıl demek istediğim bu bile değildi. Ama bir türlü duygularımı kelimelere dökemiyordum, hislerim kaleme alınamayacak kadar güçlü ve büyülüydü artık. Ve büyüsü imkansız olmasında gizliydi, öyle ki eskiden aşkımı ilan ettiğim zamanlardan daha çok seviyordum onu. Bunu onun karşısında sesimi yitireceğimi sandığım zaman idrak edebilmiştim.
Bana karşı bir adım daha attı.

"İlk  mektubunda bir şey yazmıştın Margise, ikimizin de çok sevdiği çaydan bahsetmiş ve şöyle demiştin: 'Çayı demlediğin gün bana cevap yaz, sana geleceğim, yalnız sana' "

Burukça gülümsedim, yazdığım her mektubun her harfi beynime kazınmışken unutmak ne mümkündü. Tuhaf olansa, acı vermesine rağmen hep hatırlamak isteyişimdi. Ben düşüncelere dalmışken beni birden kolumdan çekti ve sürüklediği yer aydınlıktı.
Her şeyin büyüsü bozuldu. Birbirimizi net görmemizle birlikte az önceki duygu değişimlerinden eser kalmadığını anladım. Karşımda duran adam, beni sevmemişti, ve ben onu her şeyden çok sevmiştim. İki kahverengi göz buluştuğunda, film kopmuştu, ikimiz de gözlerimizi utanç bir duyguyla birbirimizden kaçırırken onun, bir yıldır hayalini kurduğum Tityre'den çok daha farklı biri olduğunu gördüm. Sanki uğruna şiirler yazdığım adam bu değildi, yabancıydı her şeyi bana. Kahverengi gözleri bile sıradan geliyordu, sıcaklığı veremiyordu. Bu, sevdiğim adam değildi. Sevdiğim adam ya yoktu ya da mektupların arasında ölüvermişti.

Güldüm, bir yıl sonra ilk defa içimden geçerek.

"Ben seni hep başkasıyla karıştırmışım,"

Devam ettim,

"Çayın altını kapat, gelmeyeceğim."


Evrim

sitem

Onu her gün içten içe mahveden bu adamı ne pahasına olursa olsun seviyordu. Sadece günler geçtikçe, sevgisini göstermeyecek kadar akıllanmış fakat hala düşlerine bir tek onu yerleştirebilecek kadar aptallaşmıştı. Sorun onun yokluğu değildi, uzun zaman görmediği olmuştu zaten, bundan sonra da görmeyebilirdi. Sorun onun varlığıydı. Çünkü çok yakınında olan, her gün yanından geçtiği bu adama aslında hiç olmadığı kadar uzakta olduğundandı bu sitem.

Evrim

olanaksız

Aşk dediğin zifiri karanlıkta ışığını yaratabilmek
Hep aramak ama hiç karşılaşamamak,
Nazım'ı anlayabilmek sonunda
Ümit Yaşar'da bulmak onu
Gizlemek ama;
Onda kendini kaybetmek.

İmkansızı yaşatmak, yaşatmaya çalışmak
Anıları tekrar tekrar oynatmak,
İbreyi geriye döndürememek,
Olanaksızlığı reddetmek de;
Gerçeği değiştirememek.

Öfkelenmek,
Ertelemek geleceği,
İsyan etmek,

Anlamak bazı şeyleri;
Kabullenmek,
Önüne bakmak

Ve nihayetinde bitirmek.


Evrim