Eylül 15, 2019

oy yarê

O geldiği gün, yalnız muhtarın yaşadığı bir köyde kayboluyorum. Güneş arkamda, hüznüm yüreğimde; yürüyoruz. Dört bir yanımı dağların sardığı topraklarda attığım her adım, alnında yıldızlı bere taşıyanların davasını şelalenin sesiyle birleştiriyor. Eğilip bir çiçek koparıyorum, kayanın üzerine oturuyorum sonra; uzun uzun ağlıyorum. 

Yiğitti Cemşid. Selvi boyluydu, cesurdu, kara gözlerinin ışıltısı Hozat’ı Rabat’a bağlardı. Ağıtlar yakılırdı çehresine, doyamazdı köyün kızları onun yürüyüşünü izlemeye. Bir tek beni sevdi Cemşid, epey yılın ardından anladım. Bir tek beni karşıladı Göktepe’de, omzunda sazla, elinde gülle, dudağında gökyüzüyle. Bilirdi ki sustuğu geceler uyuyamazdı, hiç susmadı kardeşi Naki doğduktan sonra. Saçlarımın sarısı, gözlerimin kahvesi, bakışlarımın asiliği için; Naki için, en çok da halkı için susmadı Cemşid. Issız vakitlerde bir türkü tutturup Elazığ’a yürürdü. Elleri şehirler öteden yüzümde gezerdi, kimse bilmesin isterdi yüreğinin naifliğini. Oysa ay tanık olurdu sevdasına, ikisi de güneşin imgesiyle sarhoş olurdu. Güneş bendim. Cemşid’i bana yar etmediler, bu acıyı bir ömür unutamadım. 

O gittiği gün aşıklar tepesine koşuyorum. Usul usul silmeye çalışıyorum önce göz yaşlarımı, baktım olmuyor; Naki’nin sesini duyana dek kalkmıyorum oturduğum yerden. 

Oy yarim, oy arkadaşım. 


Evrim

Eylül 12, 2019

aşk

Sislerin içinde parlardın.

Saçlarım solmuştu, üstümdekiler kirliydi. Sen, mükemmeldin. Acımasızlığın, özlemlerin ve savaşların ortasında bana gül uzattın. Maviyi ilk seninle gördüm, sevgilim. Ailenden uzaktaydın, evin oldum. Sahi, Stalingrad’da karların altına mı gömdün bana yazdıklarını? Senden gelecek haberi bekledim. Hâlâ da bekliyorum. Ya hiç yazmadıysan? Birlikte çirkin sokakları seyrettiğimiz pencerenin önündeyim şimdi. Mutfakta içen adama olduğumdan daha yakınım sana. Hediye ettiğin bisikleti gittiğinden beridir bodrumda saklıyorum. Eğer mucize olur da gelirsen bir gün, seni karşılamaya onunla geleceğim. 

Hatırlıyor musun bir ekim gecesi etrafımızdaki bakışlara aldırmadan nasıl salonun ortasında dans ettiğimizi? Ben seni yazıyorken, üniformanı kapının arkasına astığını hatırlıyor musun? Sana dair ne varsa duvarlarda, unutamıyorum. Bana sarıldın, seni tanıdıktan sonra asla aynı kalamazdım. Aşktan yorgun düştüm. Belki saklanacağımız bir yer bulurduk. Kederden yorgun düştüm, tam on üç sene oldu. Gittiğin gün duvarları maviye boyadım. Gerçeği reddetmek istedim, aynaların üstünü örttüm.

Sana veda ettiğim ana dönebilsem kati’yen bırakmazdım ellerini. Ne kadar uzakta olsan da, yüreğin mumları yaktığımız masanın üzerinde. Ellerin üzerine mürekkep damlattığımız gri çarşaflarda. Gözlerin, gözlerimde.

Burada olsan perdenin üzerine yapıştırdığım mektupları şaşkınlıkla okurdun. Sonra da uygun sözcükleri özenle arardın. Nasıl da sevdim seni, nasıl da öptün beni ateşkese uzak, düşmana tuzak gecelerde. Tanıştığımız güne dönelim, bu kez korkak olmayacağım. Akşamları yeniden yaşayalım, gün doğarken ağlayacağımı bilsem de. Aşkı yeniden yaratalım, aykırılıkların ve ayrılıkların ortasında; beni bir daha göremeyeceğini bilsen de. Sırları yeniden fısıldayalım, sonunda bizi ayıracaklarını bilsek de.

Maviyi bana bahşeden ruhuna hasretim. 


Evrim

Eylül 10, 2019

ferfecir

Günahkâr olduğum söyleniyor, elimi tutabilir misin? 
Tiksinç yüzlerin zehrine maruz kaldığım odada pencere arayan deli bir kadınım. Şehirdeki yıldızlardan daha görünmezim. Yan yana yürüdüklerim düşüp dizimi incittiğimin farkına varmıyor, beni görebilir misin? Hançer elimdeki gülle buluşuyor, kanlar gökyüzüne dağılırken arkadaşlarım birer birer düşmanıma dönüşüyor. İnciyi, evimi saran ve bana kâbuslar gördüren hayaletlerden saklamak için kasabayı terk ediyorum. Yeni bir başlangıca değil, yok olmaya gidiyorum. Kahverengi gömleğini dahi bavuluna almadan takip edebilir misin beni karanlık tünelleri andıran kırmızı pazartesilerde? Böyle azap çekilmedi kolera günlerinde. 

Güneşin doğduğu medeniyette inşa ettiğim kale beyazların istilasına uğradı, sese yaşam veren dengbejlere de ben yaşam verdim yıkım altında yazdıklarımla. O zamanlar ağlamaya vakit bulamadım, yazdığım şiir sayısı kadar göz yaşı birikti yıllar yılı; yorulduğum kumsalda ben şimdi ilk kez ağlıyorum, sen çadırı kuruyorsun. İtibarım hiç olmadığı kadar kötü. Oysa hiç kalp kırmadım, bana inanabilir misin? Hançerin kanattığı elimde taşıdığım inci olmasa rüzgâr beni otuz sekiz kayalıklarının yas tutan taşlarına savuracak. 

“İnciyi kimselerin bulamayacağı bir yere gömelim sevgilim. Hayaletlerden kaçmak zorunda kalmazsın.” 

Saçlarıma dokunuyorsun. Ah, nasıl aşığım sana. Yol boyunca tek kelime etmemiştin. 

“Varsın incinin uğruna göçebe olayım, varsın ebediyen düşmanlarımın taşladığı arsız günahkâr olarak kalayım. Dedemin feryadı duymazdan gelinmişti, ancak ben olağan gücümle haykıracağım. İnciyi gömdüğüm gün, yaşamayacağım. Çünkü belleğimin olmadığı gün, öfkemin dindiği gün olacak.”

Elimi tutuyorsun. O an anlıyorum, bu günahkârla diyar diyar dolaşırsın. 


Evrim



Eylül 08, 2019

1945

Gözlerimiz buluştu. 

Yalnızca adını biliyordum. Bir film sahnesinde on altımda kaybolmuş gibiydim, kapılar kapanmıyordu; bekleme odasında hüznün resmi çiziliyordu. 

Düşmanım olamazdın, ilk gördüğümde anladım. Çatı katına saklanan aşıkların kaderini çizen Berlin sokaklarında unutulmuş bir günlük buldum, sayfalarında gözlerine rastlamak için savaştım. Sovyet askerleri evi kuşatmaya kalkıştığında kabanımın cebinde muhafaza ettiğim aile resmini yokladım, mutfaktaki şarap bardakları devrildiğinde ise yolcu ettiğim sevgilimi sonsuza dek yitirdiğimi hissettim. Ruhsuzluğu fakir zihniyle birleşmiş kalabalık etrafımı sardı, odanın diğer ucunda sen vardın. Kimselerin sesini duyamaz, kimselerin yüzünü göremez oldum; senden başka. Bir gün daha kalabilseydin bu şehirde: seni, eskiden umudu yazan kadının hâlâ bir yerlerde sakladığına inandığım masumiyetiyle tanıştırmak isterdim. Gelebilseydim bir gün şehrine, Stalingrad’a indiğimde beni avuç içini kanatan gülle karşılamak isterdin; ay kibrini güneşten esirgerken. Sefaletin, kaosun ve belirsizliğin çevrelediği sokaklarda ayak izlerinin silindiği bir kaldırıma henüz rastlamadım, R. Arkadaşlar evlenir, hastalar ölür, ben halen sende kalırım. Dizlerimde yara, sandığımda gömleğin, daktiloda yasaklı aşk. Bin dokuz yüz kırk beş. Korkularımın üzerini sana yazdığım mektupla örtmek istedim, elini tutmak. 

Gözlerimiz ayrıldı. 


Evrim