Aralık 21, 2018

okumuyor biliyorum

Ona hiçbir zaman söyleyemediğim ve söyleyemeyeceğim şeyleri yazıyorum ben. Yüreğimdekileri buraya yazıyorum. Okumuyor biliyorum, ancak yazmaya devam edeceğim. Onun okuyup okumaması etkilemiyor en içten şekilde yüreğimle yarattığım kelimeleri. Çünkü kelimelerim epeydir alışkın okunmamaya, görülmemeye… Kelimelerim bir kişi dışında herkes tarafından okunmak için varlar sanki. Yıllardır yazıyorum, hep onu yazıyorum. Ve o hiçbir zaman görmüyor, kimi zaman mektup yazıyorum, kimi zaman şiir; çoğunlukla hikaye. Yaşadıklarımdan çok yaşayamadıklarımı anlattığım hikayelerim hep ona yazılıyor aslında. Bir okusa diyorum içimden bazen, bir okusa onu düşlerken kaleme aldığım yüzlerce yazıyı… Bir okusa anlayacak, anlayacak neden içimdeki ateşin sönmediğini. Bir okusa farkına varacak neden ondan başkasını düşünemediğimin, neden ondan başkasının yüzüne dahi bakamadığımın, neden ondan başkasıyla yapamayacağımın; neden onu beklediğimin farkına varacak. Onu bekliyorum, kendime bile itiraf etmekte zorlandığım bu gerçeği son günlerde inkar edememeye başladım. Bekliyorum onu, sevdiğim bir kitabı tekrar okumayı beklediğim gibi ve özlüyorum onu, sevdiğim bir ülkeye tekrar gitmenin hayalini kurduğum gibi. Hayatıma dair pek çok durumu sorgularken ve hayatıma dahil olmaya çalışan pek çok insan üzerine düşünürken onunla kesişiyor zihnim. Onun varlığı çözümlenmesi gereken hiçbir şeyi çözmüyor, daha da karmaşık hale getiriyor belki ama yetiyor. Yetiyor varlığı içimdeki anlam arayışını bir nebze olsun baskılamaya, yetiyor bana o nostaljik hisleri tekrar yaşatmaya. Her yeni yıla girerken onu ve ona duyduğum sevgiyi tanımlamaya çalışıyorum, ilk başlarda istemsizce yaptığım bu tanımlama ihtiyacı daha sonra benim için bir geleneğe dönüştü. Onun bana ne hissettirdiğini not etmeye başladım her yeni yıla girerken ve her yıl farklı kelimelerle buluştu defterim. Şu an geriye dönüp son bir yılımı gözden geçirirken fark ediyorum, yıllar yılı onu seviyor ve özlüyorken artık sadece, onun bana armağan ettiği hisleri seviyor ve özlüyorum. Ancak yine de unutamıyorum onu. Şunu biliyorum, hayatıma kim girerse girsin ben sadece onu düşünürken yazabiliyorum. Şunu biliyorum, bir daha kimseyi onu sevdiğim dönemlerdeki kadar masum ve saf bir şekilde sevemeyeceğim. Şunu biliyorum, kaç yıl geçerse geçsin onun adı beni tıpkı altı yıl önceki gibi heyecanlandıracak. Ve bildiğim yüzlerce gerçekten bir diğeri de şu: onu sevmiyorum artık, çünkü kendimi sevmeyi öğrendim. Ancak, yazacağım. O asla görmeyecek olsa da. Bekleyeceğim. O asla gelmeyecek olsa da. Onu, Eşkıya’nın Keje’yi beklediği kadar; Florentino Ariza’nın Fermina Daza’yı beklediği kadar bekleyeceğim.


Evrim