Aralık 21, 2018
okumuyor biliyorum
Kasım 29, 2018
ruth ve sen
gidememek
Otuz günün sonunda bavulumu tam dolabımdan çıkaracakken bir mektup daha geliyor nihayet.
nesne
Kasım 14, 2018
tek kelime
Onu görüyorum. Kahve dükkanında benim gibi yalnız başına oturmuş kitabını okurken, gözlerini bir an olsun kelimelerden ayırmadan kahvesini yavaşça yudumluyor. Benimse elim ayağıma dolaşıyor sanki, fularımı çıkarıp masamın üzerine koyuyorum ve yirmi sekizinci sayfasında olduğum kitabımın kapağını kapıyorum. Onu izlemeye devam ediyorum hafif utanarak. Bunu ilk defa yaşıyorum.
Kasım 03, 2018
diyalog ve ilham
affetmek
Ekim 18, 2018
perde
Haziran 02, 2018
karakter ve yazar
Siyah duvarlarına baktım odanın. Çalışma masasının üzerinde duran kahve bardağına, sandalyenin üzerine bırakılan eski bir fotoğraf makinesine baktım.
Sonra ona baktım, hayatım değişmişti.
Evrim
Nisan 30, 2018
oda
Odanızı değiştirmek ruhunuzu değiştirmekle eş değerdir.
Odanızı değiştirdiğinizde acılarınızı ve mutluluklarınızı kâğıda döktüğünüz masanız, sevginizi haykırdığınız duvarınız; önünde tek başınıza unutulmuş türküleri dinleyip hayaller kurduğunuz pencereniz, göz yaşlarınızın değdiği perdeniz değişir. Yeni bir odaya adım attığınızda eskiden yazdığınız hiçbir yazıyı artık anlayamayacağınızı bilir, dolabınızın beşinci çekmecesinde altı yıldır bekleyen mektupların hiçbir zaman adreslerine ulaşamayacağını fark eder; sevgi anlayışınızın değiştiğini hisseder ve duvarların size farklı hikâyeler anlattığını duyarsınız. Pencere sizi daha önce hiç işitmediğiniz türkülerin ve hiç okumadığınız şiirlerin varlığından haberdar eder, perde her dokunuşunuzda farklı insanları anımsatır yüreğinize. Yüreğinizin canlılığı kaleminize de yansır en nihayetinde. Yeni odanızda ilk yazınızı tamamladığınızda anlarsınız, bu en güzel yazınızdır.
Odanızı değiştirmek ruhunuzu değiştirmekle eş değerdir.
Evrim
Nisan 13, 2018
dönmek
Eve dönmek ona dönmektir.
Onunla tanıştığım gün sabaha dek baktığım duvara bakıyorum şimdi. Onunla tanıştığım gün gözüme bir türlü uyku girmezken kıvranıp durduğum yatağa uzanıyorum şimdi. Şimdi, bir zamanlar onu düşünerek oturduğum masanın başına farklı bir amaçla geçiyorum. Bir zamanlar bana onu yazdıran kalem artık başka kişilerin ruhlarına bürünüyor parmaklarımın arasında.
Üç yıl boyunca sehpanın üzerinde duran bir kitap düşünün... Günün birinde her eşya yerli yerinde dururken kıpırdayan tek şey o oluyor. Kitap dışında her şey aynı kalmış, kitabı kaleme alan yazar da dahil. Sadece bir nesne, kitap tüm odanın akışını değiştiriyor eski yerinde olmadığında. Kitap olmadan sehpa da anlamsız, siyah perdeler de, kahve fincanı da, oda da; en önemlisi yazar anlamsız. Şu an, kitap o.
Onun yeri değişmiş bu evde... Ve ben, kitabı yazan kişi olmama rağmen bu duruma engel olamıyorum. Yazar olmama rağmen, dünyadaki en değerli kitap oymuş ve ben artık o kitabı okuyamayacakmışım gibi hissediyorum. Odada güzel olan pek çok detay var, istesem yeni bir kitap daha yazabilirim ancak hiçbiri sehpanın üzerine yakışmayacak, biliyorum.
Eve dönmek ona dönmektir.
Onunla tanıştığım gün ağladığım kapının arkasında öylece duruyorum şimdi. En savunmasız olduğum o dakikalara dahi geri dönebilmeyi dilerken kendimi hayatımda hiç hissetmediğim kadar çaresiz hissediyorum. Onunla tanıştığım gün hissettiklerimi an ve an hatırlayıp gözümü kapatıyorum şimdi. Belki de onun da hatırlaması için yapıyorum bunu, sanki gözümü kapatırsam o da dünyanın her neresinde olursa olsun bunu anlayacakmış gibi. Şimdi, bir zamanlar onu düşünerek dinlediğim müzikleri farklı şekilde duyuyorum, sözleri oldukça farklı algılıyorum. Bir zamanlar bana onu hatırlatan romanların her bir cümlesi artık onun dışında herkese ithaf edilebilecek düzeyde anlamını yitiriyor.
Yaşadığınız zorluklara, aşamadığınız bütün engellere, kendinize rağmen içinizde bir yerlerde her daim canlı tuttuğunuz umudunuzun tükendiğini düşünün... Şu an, umut o. Kendimde kaybettiğim her şeye karşın hayatımda sapasağlam duran tek varlığın, umudun; onun da yok olup gitmesi...
Üç yıl geçmiş.
Bir tane yazımda geçiyordu, ev kavramından bahsediyordum. Sanki o yazıyı geçen yıl yazarken bu günü yaşayacağımı önceden hissetmişim... Ev, bu şehri sevdiren bir ev...
Eve dönmek ona dönmektir. Ya da ona dönmek eve dönmektir. Bilemeyeceğim.
Evrim
Nisan 01, 2018
gitmek
Dört duvar arasında yalnız bir ben: yanındaki insanlara, zihnindeki sana, çevresindeki uğultulara ve çirkin kalabalıklara rağmen yalnız ben. Mavi duvarın önünde öylece duruyorsun, üzerinde kahverengi bir gömlek var. Saçların günlerdir taranmamış, en çok da buradan anlıyorum artık beni sevmediğini. Anlatacağın pek çok şeye rağmen konuşmuyorsun üç saattir. Bu suskunluk, bir zamanlar dünyalarınızı ortak paydada buluşturduğunuz, birlikte saatlerce konuşabildiğiniz insanın kendi dünyasından sizi soyutlaması sarsıcı değil midir?
"Neden konuşmuyorsun?" diyorum aramızdaki üç saatlik rahatsız edici sessizliğin ardından, cevap alamayacağımı bildiğim halde belki gözlerin benimkilerle buluşur diye. Terk etmişsin birlikte ruhlarımızdan inşa ettiğimiz, emek vererek kurduğumuz o evi. Terk etmişsin beni ve geleceğimi. Mavi duvardan dahi gitmişsin, ruhun o kadar ait değil ki yaslandığın duvara... O kadar arınmışsın ki sevgiden. İki kişilik dünyada tek başıma kaldığımı anlıyorum git gide. Çünkü senin karşında oturuyorum, beni görmüyorsun. Senin yanında çığlık atıyorum, beni duymuyorsun. Arabalarda ve loş sokaklarda öpüşmekte buluruz çareyi. Süsledik bir yalanı, deniz karardığında andık eski aşklarımızı. Bir düşteyim, ağlamamalıyım bu öğlen. Bana hiç kimseyle konuşamadığım bir dil öğrettin arkadaşım. Senin yanında ağlıyorum ve tepki vermiyorsun. Üç saat... Mavi duvar... Bedenin karşımda duruyor fakat ruhun hiçbir zaman ulaşamayacağım bir kasabaya doğru yol almış. Yalnızım, severken.
Gelseydin, tekrar geçebilirdim daktilonun başına. Gelmedin.
Gelip ışıkları söndürürsen uyuyabilirim, gelmiyorsun.
Duvarları yeniden maviye boyamak istiyorum sen gelmeden, gelmeyeceksin.
Gittin, yazdığım yüzlerce mektuba rağmen. Gidiyorsun, sen yokken göreceğim kabuslara rağmen. Gideceksin, yüreğimde her vakit hatırlanacak olmana rağmen.
Evrim
doğru insan
Kimi zaman yıllarca aradığımız, bizi tüm yaralarımızla, eksiklerimizle görmesinin ve bizi bize rağmen kabullenmesinin hayalini kurduğumuz insanın yanı başımızda durduğunu fark edemeyiz. Yüreğimizin asıl sahibi ve ruhumuzun yansıması olan özel insan her an ulaşabileceğimiz bir konumda olduğu halde biz bundan bilinçsiz şekilde yanlış insanları alırız kaleme. Yanlış insanları ağırlarız şiirlerimizin en büyülü dizelerinde. Sonradan düşüverir aklımıza gerçekler, sonradan yer edinir kalbimizde doğru insanlar.
Siz ne zaman doğru insanı yazmaya başlarsınız sayfa sayfa, işte o zaman okuyacak kimse kalmamıştır. O insanın yüreğinizin kapısında, elinde yıllar boyu beklettiği güller kurumuştur siz kapıyı açtığınızda. Sevgi beklemekle eş değerdir.
Beklemiştir, anahtarla kapıyı açıp giren her insanı imrenerek izlemiştir.
Beklemiştir, sizin kapının zilini hiçbir zaman duymayacağınızı bilse de çabalamaktan vazgeçmemiştir. Beklemiştir, yanlış insanlara yazdığınız bütün yazıları sükunetle okuyarak ve bir gün kendisinin de bu yazıların baş kahramanı olacağını hayal ederek senelerce beklemiştir.
Kuruyan gülleri kapı eşiğine bırakmış ve en nihayetinde sizin onu bir daha asla bulamayacağınız yere, kendi hikâyesini oluşturmaya gitmiştir.
Doğru insanı, Martin Eden'i size hatırlatan tek insanı sonsuza dek kaybetmişsinizdir.
Evrim
Mart 29, 2018
biliyorum
"Biliyorum," diye mırıldandım yere saçılmış, içerisinde beni barındıran, en çok kendim olabildiğim kâğıtlara. "Biliyorum, seni kırdım." Cümleme aralıksız bir şekilde devam etmemi engelleyen duygularla baş başa kalmıştım yine. Tıpkı üç yıl önceki gibi... Yıllar geçiyordu, büyüyor ve asla durmak bilmeyen değişim sürecinde buluyordum kendimi.
Her sene farklı biri konuk oluyordu yazılarımdan vagon oluşturduğum trenime, her durakta yeni biri katılıyordu eskimiş defter yapraklarına. Her özel insanı bir yazı yazarak alırdım hayatıma, ve tam da o an kaybederdim sonsuza dek.
O sene oydu yeni gelen kişi yüreğime. Beklenmedik bir yolcu olarak tanımladığım bu güzel insan gelirken bavuluna pek çok şey koymuştu. Hayallerini, kederini, sevgisini, her gece okumayı alışkanlık haline getirdiği Ahmed Arif şiirlerini; denizi getirmişti.
O denizi getirmişti, benim Martin Eden'i düşleyeceğimden habersiz. O hayallerini getirmişti, benim dinleyeceğimden habersiz. O kederini getirmişti, benim ağlayacağımdan habersiz. O sevgisini getirmişti, benim çoğaltacağımdan habersiz. O kendisini getirmişti, benim anlam katacağımdan habersiz.
İlk gördüğümde anlamıştım, trenden gitmesini isteyeceğim en son insan hayatıma adım atmıştı. İlk gördüğümde anlamıştım, diğerlerinin treni terk etmesinin nedeni oydu. Anlamıştım, onu hiç tükenmeyecek bir duyguyla hayatımın sonuna kadar sevecektim.
İlk gördüğümde zihnimde yeni şiirler üretmeye başlamıştım, daha önce kullanmadığım kelimelerle. İlk gördüğümde bütün yazılarımı ona okutmak istemiştim, daha önce kimsenin okumadığı yazıları. İlk gördüğümde iç dünyamı onunla paylaşmak için müthiş bir heyecan duymuştum, daha önce kimsenin yanaşmasına müsaade etmediğim dünyamı. Belki de göz rengi Martin Eden'in ait olduğu yeri hatırlattığı, sözlerinin keskinliği en sevdiğim yazara benzediği, ruhu benim gibi olduğu içindi. En nihayetinde, anlamış ve görmüştüm. Bir insanı anlamanın ve görmenin bir hayli zor olduğunu en iyi ben biliyordum. Hayatım boyunca anlaşılmadığımın ve görülmediğimin farkında olduğum için...
Beni en çok sarsan gerçek, insanların onlar hakkında ne düşündüğümüzü hiçbir zaman bilmeyecek olmalarıdır.
Hiçbir zaman bilmedi onu kâğıtlara nasıl anlattığımı, onu aklıma getirdiğimde kalemimin hareketlendiğini, onu anladığımı ve gördüğümü; yıllar sonra hâlâ benim yüreğimdeki yegane insan olduğunu hiçbir zaman bilmedi, bilmeyecek. Çünkü gözleri bu cümlelerle buluşmayacak, okusa dahi görmeyecek ne yazdığımı.
Trenden indiği an, tıpkı diğer iki kişi gibi, bir daha anlaşılmayacak ve görülmeyecek.
Gülümsedim. "Biliyorum, seni kırdım."
Evrim
Mart 23, 2018
beş mart
Sevmek aslında bir başkasıyla paylaştığımız dünyaya ithafen bir eylem midir, yoksa asla paylaşamayacağımızı bildiğimiz dünyayı mı tanımlar?
Evrim
önceki hayat
Sen hazirandan daha güzelsin.
Kirpiklerimi usulca havalandıran rüzgar,
Parmak uçlarımı ürperten yalnızlık,
ve yüreğimi canlandıran o beklenmedik umut;
Sen umuttan daha güzelsin.
otuz haziran
Farkındasın ve anlıyorsun.
İşte tam da bu sebepten ötürü,
Ağlıyorum.
Geceleri.
Mart 21, 2018
on sekiz ekim
Mart 13, 2018
kimse görmüyor
Sokaklarda çalmayan bir müzikle dans ederken, aynada kendimi görmek için olağanüstü çaba harcarken, sahibine ulaşmamış mektuplarımı ilk günkü özenle saklarken, bir şiirin son iki dizesine ağlarken, vapurda Martin Eden'i düşünürken, hayallerim için herkesle mücadele ederken yalnızdım yıllar boyu. Beni çevremdeki insanlardan farklı bir yere taşıyan düşüncelerimin katılığı altında ezilirken, kendime soyut bir dünya inşa edip o dünyamın yıkılması gerektiğine dair sözleri duymaya mecbur kalırken yalnızdım. En çok da kendi kendime engel olurken yalnızdım.
Beni kimse görmüyor, o hariç.
Bir başka ruhla buluşmasına müsaade etmeyeceğim şiirlerimi okuyor, mektuplarımı zarflarından çıkarıyor, Martin Eden'i okuyor o. Soyut dünyamın somuta dönüştüğü bir beden... Anlayan ve anlatan biri.
O, sokaktaki müziği duyuyor.
Beni kimse görmeyecek, o hariç.
Evrim
Şubat 19, 2018
salvador, gala, güzellik
Sıradan insanların aksine bilge insanların hayatında, onların düşüncelerini etkileyen ve içerisinde bulundukları denize dalga katan pek çok aydınlanma anı yaşanır. Çoğu zaman acılı geçer bu aydınlanma süreci. Bilge insan, öğrendikçe huzursuz olur kimi zaman. Anladıkça, radikal değişimler yaşar kimselere açmadığı -belki de açamadığı- dünyasında.
Bilge bir insan, her gün sorgudadır. İşte benim zihnimde de her gün kurulan bir mahkeme var. Kendimi yargıladığım bu mahkemelerde her gün farklı bir konu ekseninde tartışma dönüyor. Bugün, güzellikti konum. Hayatımın her altı yılında bir yaşadığım algı değişimlerini yansıttığım kelimelerden biriydi güzellik.
Bugün, güzellik denince aklıma direkt Dali'nin çok sevdiği Gala geldi. Gala, yıllar boyunca insanların "çirkin" etiketini yapıştırdığı bir kadın.
Bu kadın, Dali'nin yüreğine dokunabilmeyi başarabilmiş tek kadın aynı zamanda, ki bu her şeyden daha önemli. Gün içerisinde zihinlerine yerleşmiş o basit kelimeleri sığ bir şekilde kullanan, olayların ve hislerin derinine inemeyecek kadar tekdüze olanlar; sevgiye dair tecrübesi yahut hayali dahi olmayan, maneviyattan uzak bu insanların çirkin diye hitap ettikleri Gala: saygın bir sanatçı olan Dali'nin eserlerinin ilham kaynağı, Dali'nin duygularının mimarı.
Gala, çok güzel.
Yazı yazıyorum ve kesin bildiğim tek şey şu: yazılara konu ettiğim varlıklar dünyanın en güzel varlıkları. Bir sanat eserinin içerisinde yer alan her insan güzeldir, anlamıyorlar. Anlamayacaklar belki de hiçbir zaman. Öyle zor ki hayatında hiçbir sanat eserinin büyüsüne kapılmamış birine güzelliği anlatmak... Öyle zor ki bir resmin karşısında ya da bir kitabın son satırlarında ağlamayan birine güzelliği betimlemek...
Güzelliğin ruh olduğunu, bilgelik olduğunu; güzelliğin bir başka ruha dokunmak olduğunu anlayamazlar. Güzelliğin asla fiziksel özelliklere indirgenemeyecek kadar basit olmadığını, güzelliğin tıpkı toprağı besleyen yağmur gibi ruhları beslediğini anlayamazlar.
O kadar yozlaştırmışlardır ki güzelliği, yanlış insanlara güzel derler. Onlara bir dünya sunabilecek güzel insanları ise bulduklarının farkına varamaz, kaybederler. Bunlar, dünyadaki en kör insanlardır. Çünkü hayattaki en kötü şey sevgiye, güzelliğe körleşmek; bu kutsal kavramların yerini basitliklerle doldurmaya çalışmak, sevgiyle alakası olmayan boşluklara tutunarak kendini kandırmaktır.
Ne acıdır ki sıradan insanlar çoklar. Onlar ve onların içerisinde değerli hiçbir şey bulunmayan zihinleri, her yerdeler. Bulunmadıkları tek yer ise güzellik.
Güzellik, dünyevi zevkleri ve kaygıları yok etmektir.
Yazılarımın tüm kahramanları, güzelsiniz. Şu an dinlediğim Sen Varsın Orda parçası, çok güzelsin.
Gala, çok güzel.