Hayatta çoğu zaman özlem
duyarız. Unutulmaz adını koyduğumuz o değerli dakikalara: bu bazen kahkaha seslerinin yankılandığı odalara duyulan
özlem olur, kimi zamansa sessiz ağlayışların nüfuz ettiği odaların hüznüne olan özlem. Ve bu özlem o kişiyle ilgili kafamızda belli nesnelerin
kodlanmasına yol açar. Kişiyle yollarımız ayrıldığında dahi bu nesnelere ne zaman
rastlasak, istersek bir gün sonra rastlayalım istersek bir hafta sonra, bir ay
sonra, bir yıl sonra... Yahut Kolera Günlerinde Aşk kitabındaki Florentino
Ariza'nın sevgisinin hüküm sürdüğü gibi, yarım asır sonra... O nesneler her
seferinde aynı şekilde çağrışım yapar zihnimize ve zaaflarımıza.
Bu nesne bir kalemdi onun için. Onun gittiği gün, kalemi yeniden aldı eline. Masanın başına yeniden geçti, bu sefer adamın sözcüklerini değil, kendi sözcüklerini yazacaktı. İlk gün adamın varlığının ilham verdiği bu kalem bu sefer yokluğundan besleniyordu.
Evrim