Sonra,
Onu görüyorum. Kahve dükkanında benim gibi yalnız başına oturmuş kitabını okurken, gözlerini bir an olsun kelimelerden ayırmadan kahvesini yavaşça yudumluyor. Benimse elim ayağıma dolaşıyor sanki, fularımı çıkarıp masamın üzerine koyuyorum ve yirmi sekizinci sayfasında olduğum kitabımın kapağını kapıyorum. Onu izlemeye devam ediyorum hafif utanarak. Bunu ilk defa yaşıyorum.
Gözlerimiz buluşuyor. İki hikâye yaratıcısının gözlerinin buluşması, başlı başlına bir hikâye oluşturuyor o dakikada. O an anlıyorum ki, kahve dükkânına gelmemin nedeni oymuş, farkında olmadan onunla tanışmak için gelmişim adımı kimsenin bilmediği bu kahve dükkanına. Onunla tanışmak için yeniden başlamışım en sevdiğim romanı okumaya. Onunla tanışmak için en sevdiğim türküyü dinlemişim az evvel. Bu an için yaşamışım belki yıllarca.
Hiç tanımadığım bu adamın masasına oturup tüm hayatımı baştan sonra ona aktarma isteği büyüyor içimde. Her şeyi bu yabancıya anlatmak ihtiyacında hissediyorum kendimi. Ve daha da önemlisi onu dinleme ihtiyacında... Belki de bana yabancı gelen tek şeyin bedeni olduğunu bildiğimden ve ruhunun çok tanıdık olduğunu sezdiğimden. Henüz tanımadığım ruhu bana ruhumu anımsattığından.
Sonra,
Fark ediyorum ki o, benim dükkanda hikâyesini yeniden yaratmak istemediğim tek kişi; aksine hayatındaki her detayı öğrenmek ve iç dünyasına dair ipuçlarını toplamak için kıvrandığım; yaralarını ve acılarını kendi kendine iyileştirdiğini anlayabildiğim, yüreğini hissettiğim tek kişi. İçinde bulunduğum durumu anlamaya çalışırken yine fark ediyorum ki, tüm hayatım boyunca gözlerimizin buluştuğu o anı kelimelere dökmeye çalışacağım.
O, kahve dükkânında adımı öğrenmesini istediğim tek kişi. O, hikâyesinde yer almak istediğim yegane insan.
O daha tek kelime etmeden anlıyorum.
Evrim