Kasım 03, 2018

diyalog ve ilham

Eski defter tam ortamızda duruyor. İçinde yazılanları birazdan okuyacağı ve duygularımın çıplaklığına tanıklık edeceği gerçeğine rağmen hissettiğim huzur tüm bedenime büyük bir hızla yayılıyor. Bir yandan yazdıklarımı görüp göremeyeceğini düşünüyorum bir yandan da ne yazdığımı hatırlamaya çalışıyorum ve ne tuhaftır ki yazdığım hiçbir şeyi net olarak idrak edemiyorum. Okuyup duygulansa onda bu hissiyatı oluşturan cümlelerin ne olduğunu bilemeyeceğim mesela, çünkü yıllar geçmiş. Tam on üç yıl olmuş o defteri bir daha açmamak üzere kapatalı. Bana o zamanlar, her bir cümleyi kendisine yazdığım kişiye bu defteri yıllar sonra verebileceğim söylense muhtemelen inanmazdım. İşte şimdi karşımda oturuyor. Onun bu kadar yakınımda olmasına rağmen hâlâ nasıl sükunetimi koruyabiliyorum? İlk defa o benden daha telaşlı ve çekingen duruyor.

[...]

En nihayetinde okumuyor. O zaman da okumamıştı, hatırlıyorum. Yalnız okumamakla da kalmayıp terk ediyor, önce bulunduğumuz kahve dükkanını sonra da onu ilk gördüğüm şehir Prag'ı. 


Evrim