Mart 17, 2026

1997

Bu gönül yurtsuzdur.  


O, trenden inmez. Sessiz bir bekçi gibi dururum. Arkadaşımı nasıl da görmek isterim. 37 yaşındayım bugün. Unutuşun nehri beni çağırır, vadi kristalleşir, kurbağalar yaseminlerin arasında saklanır. Beklediğim telefon gelene dek denizde kendimi yitirebilirim, acemiliğimi mazur görünüz lütfen. Onun hiçbir vakit okumayacağı bu yazıyı dahi üç kez değiştirebilirim. Ve derin bir karanlıkta izhar edebilirim suya ettiğim yakarışı. Beni hiç düşünüyor mu? Hatırası uzak, hatırası gölgelenmiş, hatırası her şeye karşın yüce. Onu bir daha göremeyecek olmaktan müthiş korkuyorum. Görmekten de. İsmine, küstah sözcüklerine, tebessümüne ithafen mektuplar göndermek istiyorum, çünkü bir şeye anlam katmaya muhtacım bu ateşin içinde. Ne kendimi ne de sahip olduğum hayatı benimsedim. Onu ve bütün ihtimallerin hepsini daima uzaktan seyrettim. Müsamaha etmedim zümrenin fısıltısına, meyil etmedim yabancı bir kalbe. Onu yazılarımda büyüttüm, yazılarımda keşfettim, yazılarımda sonlandırıyorum. Arkadaşlarım birbirimize benzediğimize dair tefsirde bulunurdu, oysa hiç onun kadar parlayamadım. Onun kadar kolaylıkla alamadım avucumun içine bu dünyayı. Mütemadiyen kavga halinde oldum herkes ve her şeyle. Hakikat ve doğrusu şu ki, beni arayacağı gün, ağaçlarla konuşacaktım. O gün, kim bilir, yeni bir plak alırdım; lavanta yağını dolabımın arkasından alıp bileklerime sürerdim. Uyanırdım derin acıdan, kalbimi acıtan pişmanlıklardan. Bu yıkıcı gürültüde nasıl durulmuşum, rüyamda her belirdiğinde nasıl biraz kaybolmuşum şimdiki mekanda! Şifonyerin üzerinde ondan hatıra bir zincir durur. Taksam güzel görünür müyüm bilmiyorum artık. Değişim sancısını dönüp 23 yaşıma anlatabilseydim, kulağına bir öğütte bulunabilseydim onun; sevebilseydim hayatı her yaşta her bedende. Bilirim, felakete rağmen bir mucize vardır meleklerin kanatlarından bana taşınan. Bilirim, perdeme astığım tılsım onu bana, başka yerde ve zamanda, elbet getirecektir. Esmalar, dualar, niyetler onadır. Çocukluğum, gençliğim onu anlattığım bu sayfalardadır. Munzur akmaya devam eder, ben orada olsam da olmasam da. Yazılarım kalır, ben kalsam da göçsem de. Peron lambalarının solgun ışığı altında usul usul hüzünlenirim. Uzaklardan trenin uğultusu gelir, onun adımlarını beklerim. O, trenden inmez. Sessiz bir bekçi gibi dururum. Arkadaşımı uğurlarım. 37 yaşındayım bugün. Olmazı olduran beni çağırır, memleketimin dağı dile gelir, kurbağalar bataklığın ortasında toplanır. 


Bu gönül yurtsuzdur.


Şubat 16, 2026

Bir Sarışın Hayat

Çıplak kestane ağaçlarını görür görmez otobüsü durdurup inmek istedim. Kendine ait odasında çizim yapan deliyi unutmadım, bu kimsesiz yoldan kaç kez geçtiğimi de, korkusuz roman kahramanlarını da. Çalınan ateşimi bulmaya çalışıyordum yalnızca. Sonra yan koltuğumda sen belirdin. Ah, ne zamandır görmedim yüzünü. Konuşmalı mıydık? Biriken güncelerimden anlamalısın ki ben hiçbir zaman konuşmakta iyi olmadım. Ama duy işte, yanındayım. 


Geçtiğimiz yıl yazdığım her ne var ise yaktım. Her pazar şehrin göbeğinde kolumu açıp bekledim. İyi hissetmeyi bekledim yağmurlar yağarken. Büyüdüm, küçüldüm, büyüdüm, küçüldüm. Tüm bu orman yolu, tüm bu masa, tüm bu zaman bana aitti. İnsanlar bana karşı adil olmadı, o sebeple hep mazideki gazete küpürlerinde kaldım. Öğlenleri kendimi çirkin buldum. Galiba bundandır, hayatımda bir an için bile olsa kaygısız olamadım. Biliyorsun, içindeki tutkuyu kıskanıyorum. Senin gibi esmeliyim. Coşkuyla, merhametle, masumiyetle sevmeliyim. Bilmiyorsun, ben Cassandra’nın lanetine sahibim. Dört duvar arasında gölgenle uyandım, gölgenle uyudum, lambam bozulunca dayanamayıp ağladım. Kızlar hem ayıplar, hem hayrandırlar. Erkekler ise kafamdaki savaşı asla anlayamayacaktır. Sen benim gibi olmak istemezsin. Dilerim bu halimi görmezsin. Kalbim hiç bilmeyecek senin tarafından sevilmenin nasıl olduğunu. Yücedir, uğursuzluktur tarafından sevilmek. Senin bir resmini aradım fakat bulamadım. Galiba bundandır, hayat olma arzuma dönüştün. Küçüklüğünü gördüm. Eskiden vardın, bu beni öldürüyor. Kurnaz, neşeli, güçlüydün; bu beni hasta ediyor. Okuduklarını okuyor, dinlediklerini dinliyor, ne yapsam sen olamıyorum artık. Kıyafetlerini giyiyor, takılarını takıyor, sevdiğin ruju sürüyorum. Yazdığın sayfalarda günlerimi harcıyorum, gitmişsin. Tüm parçalarım paramparça, ancak iyi olacağım. Kayıptım, incindim, boğuldum; ancak hayat berrak sularda öğrenilmiyor. Geçtiğimiz yıl inandığım her ne var ise bıraktım. Her pazar şehrin göbeğinde öpülmeyi bekledim. Aç hissetmemeyi bekledim yağmurlar yağarken. Büyüdüm, küçüldüm, büyüdüm, küçüldüm. 


Çıplak kestane ağaçlarını görür görmez otobüsü durdurup inmek istedim. Bir şaire aşık olan gezgini unutmadım, isyanların dile geldiği tüneli kaç kez geçtiğimi de, yetim roman kahramanlarını da. Çalınan ateşimi bulmaya çalışıyordum yalnızca. Sonra yan koltuğumda sen belirdin. Ah, ne zamandır tutmadım elini. Konuşmalı mıydık? Biriken güncelerimden anlamalısın ki ben hiçbir zaman konuşmakta iyi olmadım. Ama duy işte, sen bensin.