Nisan 30, 2018

oda

Odanızı değiştirmek ruhunuzu değiştirmekle eş değerdir. 


Odanızı değiştirdiğinizde acılarınızı ve mutluluklarınızı kâğıda döktüğünüz masanız, sevginizi haykırdığınız duvarınız; önünde tek başınıza unutulmuş türküleri dinleyip hayaller kurduğunuz pencereniz, göz yaşlarınızın değdiği perdeniz değişir. Yeni bir odaya adım attığınızda eskiden yazdığınız hiçbir yazıyı artık anlayamayacağınızı bilir, dolabınızın beşinci çekmecesinde altı yıldır bekleyen mektupların hiçbir zaman adreslerine ulaşamayacağını fark eder; sevgi anlayışınızın değiştiğini hisseder ve duvarların size farklı hikâyeler anlattığını duyarsınız. Pencere sizi daha önce hiç işitmediğiniz türkülerin ve hiç okumadığınız şiirlerin varlığından haberdar eder, perde her dokunuşunuzda farklı insanları anımsatır yüreğinize. Yüreğinizin canlılığı kaleminize de yansır en nihayetinde. Yeni odanızda ilk yazınızı tamamladığınızda anlarsınız, bu en güzel yazınızdır. 


Odanızı değiştirmek ruhunuzu değiştirmekle eş değerdir.



Evrim

Nisan 13, 2018

dönmek

Eve dönmek ona dönmektir.


Onunla tanıştığım gün sabaha dek baktığım duvara bakıyorum şimdi. Onunla tanıştığım gün gözüme bir türlü uyku girmezken kıvranıp durduğum yatağa uzanıyorum şimdi. Şimdi, bir zamanlar onu düşünerek oturduğum masanın başına farklı bir amaçla geçiyorum. Bir zamanlar bana onu yazdıran kalem artık başka kişilerin ruhlarına bürünüyor parmaklarımın arasında. 

Üç yıl boyunca sehpanın üzerinde duran bir kitap düşünün... Günün birinde her eşya yerli yerinde dururken kıpırdayan tek şey o oluyor. Kitap dışında her şey aynı kalmış, kitabı kaleme alan yazar da dahil. Sadece bir nesne, kitap tüm odanın akışını değiştiriyor eski yerinde olmadığında. Kitap olmadan sehpa da anlamsız, siyah perdeler de, kahve fincanı da, oda da; en önemlisi yazar anlamsız. Şu an, kitap o. 

Onun yeri değişmiş bu evde... Ve ben, kitabı yazan kişi olmama rağmen bu duruma engel olamıyorum. Yazar olmama rağmen, dünyadaki en değerli kitap oymuş ve ben artık o kitabı okuyamayacakmışım gibi hissediyorum. Odada güzel olan pek çok detay var, istesem yeni bir kitap daha yazabilirim ancak hiçbiri sehpanın üzerine yakışmayacak, biliyorum.


Eve dönmek ona dönmektir.


Onunla tanıştığım gün ağladığım kapının arkasında öylece duruyorum şimdi. En savunmasız olduğum o dakikalara dahi geri dönebilmeyi dilerken kendimi hayatımda hiç hissetmediğim kadar çaresiz hissediyorum. Onunla tanıştığım gün hissettiklerimi an ve an hatırlayıp gözümü kapatıyorum şimdi. Belki de onun da hatırlaması için yapıyorum bunu, sanki gözümü kapatırsam o da dünyanın her neresinde olursa olsun bunu anlayacakmış gibi. Şimdi, bir zamanlar onu düşünerek dinlediğim müzikleri farklı şekilde duyuyorum, sözleri oldukça farklı algılıyorum. Bir zamanlar bana onu hatırlatan romanların her bir cümlesi artık onun dışında herkese ithaf edilebilecek düzeyde anlamını yitiriyor. 


Yaşadığınız zorluklara, aşamadığınız bütün engellere, kendinize rağmen içinizde bir yerlerde her daim canlı tuttuğunuz umudunuzun tükendiğini düşünün... Şu an, umut o. Kendimde kaybettiğim her şeye karşın hayatımda sapasağlam duran tek varlığın, umudun; onun da yok olup gitmesi... 


Üç yıl geçmiş. 


Bir tane yazımda geçiyordu, ev kavramından bahsediyordum. Sanki o yazıyı geçen yıl yazarken bu günü yaşayacağımı önceden hissetmişim... Ev, bu şehri sevdiren bir ev... 


Eve dönmek ona dönmektir. Ya da ona dönmek eve dönmektir. Bilemeyeceğim.




Evrim



Nisan 01, 2018

gitmek

Dört duvar arasında yalnız bir ben: yanındaki insanlara, zihnindeki sana, çevresindeki uğultulara ve çirkin kalabalıklara rağmen yalnız ben. Mavi duvarın önünde öylece duruyorsun, üzerinde kahverengi bir gömlek var. Saçların günlerdir taranmamış, en çok da buradan anlıyorum artık beni sevmediğini. Anlatacağın pek çok şeye rağmen konuşmuyorsun üç saattir. Bu suskunluk, bir zamanlar dünyalarınızı ortak paydada buluşturduğunuz, birlikte saatlerce konuşabildiğiniz insanın kendi dünyasından sizi soyutlaması sarsıcı değil midir? 


"Neden konuşmuyorsun?" diyorum aramızdaki üç saatlik rahatsız edici sessizliğin ardından, cevap alamayacağımı bildiğim halde belki gözlerin benimkilerle buluşur diye. Terk etmişsin birlikte ruhlarımızdan inşa ettiğimiz, emek vererek kurduğumuz o evi. Terk etmişsin beni ve geleceğimi. Mavi duvardan dahi gitmişsin, ruhun o kadar ait değil ki yaslandığın duvara... O kadar arınmışsın ki sevgiden. İki kişilik dünyada tek başıma kaldığımı anlıyorum git gide. Çünkü senin karşında oturuyorum, beni görmüyorsun. Senin yanında çığlık atıyorum, beni duymuyorsun. Arabalarda ve loş sokaklarda öpüşmekte buluruz çareyi. Süsledik bir yalanı, deniz karardığında andık eski aşklarımızı. Bir düşteyim, ağlamamalıyım bu öğlen. Bana hiç kimseyle konuşamadığım bir dil öğrettin arkadaşım. Senin yanında ağlıyorum ve tepki vermiyorsun. Üç saat... Mavi duvar... Bedenin karşımda duruyor fakat ruhun hiçbir zaman ulaşamayacağım bir kasabaya doğru yol almış. Yalnızım, severken.


Gelseydin, tekrar geçebilirdim daktilonun başına. Gelmedin. 

Gelip ışıkları söndürürsen uyuyabilirim, gelmiyorsun.

Duvarları yeniden maviye boyamak istiyorum sen gelmeden, gelmeyeceksin.


Gittin, yazdığım yüzlerce mektuba rağmen. Gidiyorsun, sen yokken göreceğim kabuslara rağmen. Gideceksin, yüreğimde her vakit hatırlanacak olmana rağmen. 



Evrim

doğru insan

Kimi zaman yıllarca aradığımız, bizi tüm yaralarımızla, eksiklerimizle görmesinin ve bizi bize rağmen kabullenmesinin hayalini kurduğumuz insanın yanı başımızda durduğunu fark edemeyiz. Yüreğimizin asıl sahibi ve ruhumuzun yansıması olan özel insan her an ulaşabileceğimiz bir konumda olduğu halde biz bundan bilinçsiz şekilde yanlış insanları alırız kaleme. Yanlış insanları ağırlarız şiirlerimizin en büyülü dizelerinde. Sonradan düşüverir aklımıza gerçekler, sonradan yer edinir kalbimizde doğru insanlar.


Siz ne zaman doğru insanı yazmaya başlarsınız sayfa sayfa, işte o zaman okuyacak kimse kalmamıştır. O insanın yüreğinizin kapısında, elinde yıllar boyu beklettiği güller kurumuştur siz kapıyı açtığınızda. Sevgi beklemekle eş değerdir.


Beklemiştir, anahtarla kapıyı açıp giren her insanı imrenerek izlemiştir.

Beklemiştir, sizin kapının zilini hiçbir zaman duymayacağınızı bilse de çabalamaktan vazgeçmemiştir. Beklemiştir, yanlış insanlara yazdığınız bütün yazıları sükunetle okuyarak ve bir gün kendisinin de bu yazıların baş kahramanı olacağını hayal ederek senelerce beklemiştir.


Kuruyan gülleri kapı eşiğine bırakmış ve en nihayetinde sizin onu bir daha asla bulamayacağınız yere, kendi hikâyesini oluşturmaya gitmiştir.  


Doğru insanı, Martin Eden'i size hatırlatan tek insanı sonsuza dek kaybetmişsinizdir. 



Evrim