Eylül 13, 2020

ilk arkadaş

Başa nasıl döner insan?


At arabasından elmalar düşer, çamura saplanır beyaz ayakkabılar ve bar köşelerinde sızıp kalır borcunu yirmi rubleye kapatan delikanlılar. Dokuz yıl çabuk geçer, değil mi? Ziyaretine gelirim, masum bir oğlan çocuğunun kızaran yanakları onlarca kat aşağıda dua eder. Ezilen üzümler, koroya eşlik eden öğrenciler, vaftiz edilen yeni doğmuşlar; soğuk duvara değer saçlar. İşte burada yazılır ahitler, kutsanır deliler. 


İki arkadaş birleştirir ellerini, boyunlarındaki zincir sallanır bol ikramlı pazar ayinlerinde. Biri yedi yaşında henüz, diğeriyse dokuz. Saçlarını özenle tarar arkadaşının, örmeye başlar. Karanlığın sırları açığa çıkardığı yer altında hıçkırıklarını da görülmez sanar. “Seni şairlerin ölmeye gittiği yere götüreceğim.” der dokuz. Pembe kurdelesini dolabına saklar yedi, çünkü babası mütemadiyen öfkelidir. Aynaya bakıp annesinin rujunu sürmek için üzerine çıktığı sandalyenin bir ayağı kırıktır, ve lanetlidir bacasından duman çıkan evi. Bisikletten düşer ve bir iz kalır bacağında, dokuz dokunur; ve yedi unutur o vakit yanaklarını öpen ağustos havasının tuzunu.


Kuyuda yankılanan fısıltılar, adı tahtaya yazılan öğrenciler, tuvalette fermuarı açılan çantalar; soğuk duvara değer bacaklar. Aya senin uydurduğun masalları anlatır, günlüklerimi yatağın altına saklarım, ve geçmek bilmez dokuz yıl. Şarap dudaklara rengini verir, ilahiler yasaklar elmaları ve parmaklar çizer güneşe yaklaşıp ölen kahramanları. Ziyaretine gelirim, ayağımı değdirdiğim gölde rastladığım yansıman bülbülün dilini keser. On altı ve on sekiz. Şairlerin ölmeye geldiği yerdeyizdir.

Başa nasıl döner insan? 



Evrim