Eve birlikte yürüdük, o günden sonra eskisi gibi kalamadım. Geriye kalan yıllarımı ise onu yazarak geçirdim.
Yerler toz içinde. Güneş ağlıyor bacağımdaki izlere, gündüz vakti yıldızlar konuyor kapıda asılı gömleğime. Düşünüyorum, ölene dek bu sırrı tutabilirim. Hiç çalmasın kapım. Ölene dek yalnız karanlıklarda hayalini kurabilirim onun. Hiç açılmasın pencerem. Eski zamanların insanıyım ben. Utanırım sözden, gözden, resimden. Kaçarım kalabalıktan, itiraftan, fısıltıdan. Kolilerdeki kitapların arasına saklıyorum onun ismini, takı dolabımın gözüne. Bir başkasıyla konuşamadığım bir dili öğretmiş bana. Ölene dek yakın uçabilirim güneşe. Hiç yanmasın kanatlarım. Bir vakit haberini alıyorum August’un, nihayet. Ve düşünüyorum, hayatım boyunca bir daha hiç yaşayamayacağım bu anı. Beni takip eden kimse olmamalı, ve ellerim birleşmeli geride kalan yoldaşlarımla. Çatı katlarına çıkmalı, haykırmalıyım. Tavana bakıyor gözlerim, hiçbir zaman cesur olamayacağım. Küçük bir dairenin içinde dolaşıp durur kalemim, cehennemin aşağı katlarına doğru ilerler sözcüklerim. Yazıp da göndermediğim mektuplar duvarını süsler bu küçük dairenin, yanar her bir sayfa yedinci katta. Affet beni, hevesim alındı elimden; neşem, umudum, çocukluğum. Sabahın seher vaktinde içimdeki kötü hisle kalakalıyorum. Dışarıda kıyamet kopuyor belki, duymuyorum. Bir vakit özgürlüğüne kavuşuyor August, nihayet. Ne yücedir 1950. Ona kurduğum sözcükler öyle az ki, bu daha da heyecanlandırıyor belki onu. Anlamak istemez beni hemen, böylesi daha masalsı. Ruhlarımız bundan çok önce buluşmuş gibi, ve anlamış gibi birbirini; hep anlayacak. Nereye gidersek gidelim, kaç yıl geçerse geçsin.
Eve birlikte yürüdük, o günden sonra eskisi gibi kalamadım. Geriye kalan yıllarımı ise onu yazarak geçirdim.
Evrim