Ekim 30, 2015

kısa saçlıyım

Saçlarımı kestirdim bugün. Eve gelince ağladım. Çünkü aynaya baktığımda eski Evrimle karşılaştım. 2013 yılındaki Evrimle. O Evrim'in bugüne dair hayal ettiği şeyleri yaşayamamanın içimde yarattığı öfke ve hüzün gözlerimden yaş olarak aktı. O zaman da saçlarım kısaydı, tıpkı bu sabah aynada gördüğüm saçlar gibi. O zaman bir oğlana aşık olmak üzereydim, yanaklarıma renk geliyordu, ilk kez bir heyecan duygusuna kapılmıştım, gülümsüyordum, umutluydum. Hayal kuruyordum, kısa saçlıyken. Bir sürü hayal, en büyük hayalim onunla ilgiliydi. Hayatında yer almak istiyordum onun. Onu düşünüyordum, kısa saçlıyken. Onu izliyordum, kısa saçlıyken. Bir günlüğüm vardı, kısa saçlıyken. Onu yazıyordum, her bir sayfasına onu yazıyordum. Onunla iletişimde olduğumuz her anı not ediyordum, bana karşı söylediklerini harfi harfine yazmıştım, hislerimi masum bir dille ifade etmiş ve her sayfanın sonuna geleceğe dair beklentilerimi sıkıştırmıştım. Kısa saçlıydım.

Bugün o defteri yıllar sonra elime aldım, bütün sayfaları usul usul okudum. Unutulan her bir hissi yüreğimde tekrar canlandırmak istermişçesine hazmede hazmede okudum. Kimi cümleleri gülerek okuyordum, kimilerini şaşkınlıkla, kimilerini ise gözyaşlarımı tutamayarak. En önemlisi bir kişiye duyulan masum bir sevgidir bana göre. Bir kişi, sadece bir kişiyi masumca sevebilir, sadece bir kişi için hayaller kurabilir, sadece bir kişiyi yazabilir sayfa sayfa. İşte bu öyle bir masumluktu, ben onu masumca sevdim, çok sevdim. Sayfaları okumaya devam ederken bir sayfada ufak bir kağıt parçası buldum, hatırladım. O kağıt parçasını görür görmez ağlamaya başladım. Onun bana hediye ettiği aptal bir kağıt parçası için 2013 yılında ağladığımı anımsadım, şimdi de ağlıyordum, yıllar sonra. Arkama yaslandım, gözlerimi kapadım. Tüm anılarımı birebir tekrardan canlandırdım kafamda, çok güzeldi. Hayatımın en huzurlu dakikalardı geçmişi hatırladığım dakikalar. Ben geçmişte mutluydum, şimdiki zamanda değil. Gelecek ise hiçbir zaman geçmişin hissettirebildiklerini hissettiremeyecekti. Sonra anıları bir kenara bırakıp onun yüzünü hatırladım. Gördüğüm en mükemmel yüz, en mükemmel. Defterimin kapağını kapadım. Fotoğraflarımıza baktım, tekrar geliyordu gözyaşları. Çekildiğimiz pek fazla fotoğraf yoktu, ancak iki fotoğraf karesi her şeyi belli etmekte yeterliydi. İkisinde de dünyanın en mutlu insanıydım ben, gülerken gözlerimin çevresi kırışmıştı, yanaklarım kıpkırmızıydı, çünkü yanımdakini seviyordum. Fotoğrafları uzun süre inceledim, bir daha asla aynı fotoğraf karesinde olamayacağım kişiye baktım epeyce. Sonra fotoğrafları bir köşeye ittim. Müzik açtım, Ahmet Kaya'dan Kendine İyi Bak çalarken tüm duygularım doruk noktasına ulaşmıştı. Bu şarkı bana hep onu hatırlatmıştı, her zaman da onu hatırlatmaya devam edecekti, ne zaman bu şarkı bir yerde çalsa kendimi tutamayıp ağlardım, her zaman ağlayacaktım. Müziği kapattım. Ben onu sevmiştim, kısa saçlıyken. Yıllar sonra, onu hala seviyorum.

Kısa saçlıyım.
Ve o adamı yarın göreceğim.

Ekim 26, 2015

yazdıklarım kadar

Duvarlar mavi.


İhtiyacım olan iki şey de benimle: o ve sessizlik. Bir gece vakti bahçedeyiz, bir ayağı kırık olan tahta masamızın üzerinde rastgele koyduğumuz notlarımız, kitap sözlerini ve şiirleri yazdığım defterim, bir şişe sıcak şarabımız; bir de şaraptan sonra benim ısrarımla içmekte olacağımız kahvelerimiz. Kahvenin kreması benim tarafımda duruyor yalnız, o bu seferlik sade içmekte karar kılıyor çünkü. Hava soğuk, rüzgar yanaklarımı soğuturken ve parmaklarım donuk bir şekilde birbirine kenetlenmişken karşımdaki güzelliğe bulanık gözlerle bakıyorum, onun kahvesinden minik bir yudum almasını, hırkasını bedenine sıkıca sararken izlendiğini fark edip gülümsemesini, bana böylesine derinden bakabilmesini, onu, onun yüzünü güzel buluyorum. En çok da yüzünü. Yüzüne bakarken ağır bir ağlama isteğiyle sarsılıyorum, sonra kendimi tutuyorum, nasıl olsa birazdan o gittiğinde tüm gece ağlayacağım çünkü. Benim elimde bir Ahmet Altan kitabı var, onda ise ..... O ciddi bir surat ifadesi takınıp okumaya başlarken kirpikleri hızlıca hareket ediyor, göğsü ritimle, bazen de ritmin dışına çıkarak inip kalkıyor, okuduğu sayfada bana rastladığına, kelimeleri benimle ilişkilendirdiğine, beni okuduğuna eminim. Ben onu seyretmekten kitabımın kapağını dahi açamıyorum. Açmak da istemiyorum, karşımdaki insan birçok romana bedel olabilecek kadar sanatsal güzellikteyken kitap okumaya gerek duymuyorum. Kremamı kahveme eklerken arka fona Mavi Duvar müziğini ekliyorum. Huzur bu olmalı diye düşünüyorum, onun kitabını masaya bırakıp bana baktığını görüyorum. Eğer sessizliği bozarsam bu huzur ortadan kalkacak, biliyorum. Belki de hep susmalıyım. Ben konuşur konuşmaz alayla, aslında belli etmese de acıyla güleceğini ve masadan kalkıp gideceğini biliyorum. Aramıza mesafeler koyacağını, benimle hiç tanışmamış olmayı dileyeceğini, bir daha beni sevmeyeceğini biliyorum. Çünkü işin sırrı konuşmakta, işin sırrı gerçeklikte. Evet evet, konuşmak dışında her şey yazdıklarım kadar gerçek. Ben onu yazdıklarım kadar seviyorum. O, yazdıklarım kadar güzel bir adam. O, yazdıklarım kadar yakınımda.


Yani, değil. Şimdi ise yazdıklarım kadar gerçek bir ses tonuyla konuşuyorum, gözlerimi kapatarak.


"Okudum." diyorum. "Benden okumamı istediğin kitabı okudum."


Duvarlar mavi.



Evrim

Eylül 24, 2015

saçlarım onu seviyor

Bir tokayla gelişi güzel topladığım saçlarımı omuzlarıma salıyorum. Aklıma o geliyor. Bir şeylerin özlemini işte böyle olur olmaz zamanlarda çekiyorum. Nedensizce saçlarım o an bana onu hatırlatıyor. Üzerime bir yorgunluk çöküyor. Tüm sıkıntılarımı taşırmışçasına ağırlaşan göz kapaklarımın yakarışı dudaklarıma hüzünle yansıyor. Gecenin ikisinde huzursuzlaştıran ve uyutmayan bu özlem zihnimin sadece ona ayrılmasına neden oluyor. Ve o bundan habersiz. Bundan habersiz bir şekilde yazı yazıyor olabilir şu an, ya da bundan habersiz kendi dünyasına çekilmiş bir kitap okuyordur. Uyumadığına eminim. Ne yazdığını ya da ne okuduğunu bilmeyi istiyorum o an. Tıpkı hayatında ne olup bittiğini bilmek istediğim gibi. Bir ara sesini duymak için elim telefona gidiyor, sonra derhal vazgeçiyorum bu ahmak isteğimden. Onun sesini bir daha duyamayacağımı, onun sözcüklerini bir daha okuyamayacağımı ve en önemlisi onu bir daha sevemeyeceğimi biliyorum. Onu sevemeyeceğim, çünkü her geçen gün içimde ona dair birikmiş hislerimin seyrekleşip bittiğinin farkındayım. Bugün değil, ama bir gün bu sevgi bitecek. Yazı yazmamdan anlıyorum bunu. Çünkü onu çok severken yazamıyordum, sevgimi kelimelere nasıl sunabilirdim ki? Sevgim içimdeydi. Anlamlaştıramadığım, açıklayamadığım bir yerde, yüreğimdeydi. Hislerim öyle farklı ve yeniydi ki sevgimi benzetebileceğim bir sözcük bile yoktu. Sevgiye dair yazılmış tüm sözler, söylenmiş tüm türküler yetersizdi. Benim sevgim hepsinden daha büyüktü, birkaç dizelik şiirlerden, sayfalarca mektuplardan, kaleme dökülen hislerden hepsinden daha yüceydi. Sadece bazen, onun bana yaşattığı mutluluğu hiçbir zaman unutmamak adına bir şeyler yazıyordum. Bir gün bunları onunla paylaşacaktım, ne yazık ki paylaşamadım. En çok da buna üzülüyorum.

Dedim ya, sevgim bitmek üzere.

Ancak bugün, onu seviyorum.

Saçlarım da onu seviyor.


O bundan habersiz, yazısını noktalıyor. Yahut kitabının kapağını kapatıyor. Yahut yatağına uzanmış birini düşünüyor. Asla bilemeyeceğim.



Evrim

Ağustos 23, 2015

fincana kahve koydum, gel

Gece iki kahvesi
Arka fonda Zerdaliler
Masanın üzerine saçılmış anılar
İlk kez odanın bir yanına dağıttığım fotoğraflar
Yağmur da katılıyor aramıza az sonra
Bir şey eksik
Sadece bir şey
O geldiğinde tamamlanmış olacağız
Onun bana armağan ettiği bir kağıt parçası
Gülümsediği fotoğraf kareleri
Ve duvarda
Onun güzelliği
Onun silüeti
Ben ve benim ürkek umutlarım
Ben ve benim yakarışlarımı döktüğüm kağıtlarım
Ben ve benim gözyaşlarımı içerisine sakladığım kelimelerim
Benim arkasına sığındığım sevgim
Benim
Sevdam
O hariç
Hepimiz buradayız.


Evrim

Ağustos 22, 2015

dün

Dün içime bir şeyler doğmuşçasına oraya gidiyorum
Önce uzaktan sesini işitiyorum
Sonra görüyorum
Gözlerim bu bedeni özlemiş
Epey zamandır görmediğim bu bedene sarılmayı hayal ediyor, sonra ise gerçeklerin çirkinliğinin yüzüme çarpmasıyla engelliyorum bu isteğimi
O da beni görüyor
Sert bir yüz
Duruk bir ifade
Ve kımıldamayan dudaklarıyla dimdik oturmuş
Beni inceliyor
Gelip konuşmak istediğini anlıyorum
Ağlayacak gibi oluyorum heyecandan
Ancak duygularıma mağlup olacağımı önceden bildiğimden bu sefer hazırlıklıyım
Uzağına bir yere oturuyorum
Ve iki saat boyunca sadece onu düşünüyorum, sadece
Zaman ilerliyor
Gözlerimle onu yoklayamayacak kadar gerginim
Ancak gittiğini hissediyorum
Temkinli bakışlarımla son kez bakıyorum etrafıma
Arabaya ilerliyorum
Arka koltuğa oturur oturmaz onu görüp bir hışımla dışarı çıkıyorum
Büyük bir sevinç içerisindeyim
Beni farkedemeden
Dümdüz ilerliyor
Bu sefer gerçekten gidiyor
Mutsuz gözüküyor
Gidiyor
Ve ben arkadan ona bakıyorum
Sonra biniyorum tekrardan arabaya
Eve gidene dek camdan dışarıyı seyrediyorum
Gözlerimin dolduğu aşikar
Ve sadece onu düşünüyorum, sadece.

Evrim

Ağustos 05, 2015

türkü

Günlerden iki ocak. İki yıl geçmiş. Gecenin ikisinde bahçede oturuyoruz, yanımızda başka birileri de var ama benim tek görebildiğim o. Tek görmek istediğim; hep o. Yeni bir yıla girmişiz, ona dair yazı yazacağım son yıla; ona dair içimde duyguların olduğunu düşünüp kendi kelimelerimi kandıracağım o son yıla girmişiz, çok sonra anlıyorum. Hava soğuk, o sigara içiyor. Bense ona bakıyorum. Yanımızdakilerin açtığı muhabbete pek katılmıyor, tek yaptığı biten sigarasını söndürüp yeni bir tanesini yakmak. Hep böyle, konuşmuyor. Dudaklarından güzel bir şey çıkmayacağının farkında olduğundan belki de. Masaya hakim olan o boğucu ve garip sessizliği bozmak üzere, belki de sırf can sıkıntısından -çünkü muhtemelen derin düşünmüyor yine- müzik açmak üzere eli telefonuna uzanıyor. Ve o türküyü açıyor. Önce biraz kötü oluyorum, o türkü çalarken ona da bakmıyorum, ağlamamak için olağanca çaba gösteriyorum; ve o an gözüme çok değersiz biri gibi geliyor. Sonra, açılabilecek onca türkü varken neden o parçayı seçtiğini sorgulamaya yeltensem de her şeyin altında neden aramamam gerektiğini hatırlatıyorum kendime. Nedensiz olabilir birçok şey, ve hatta olan bitenlerin ardındaki nedenselliği irdeleme çabamız bizi yapsa yapsa meczup yapar; kimi zaman gereğinden fazla derinleşen düşüncelerimin diğer insanların ne kadar düz ve basit olduklarıyla karşılaşınca ortaya çıkan hayal kırıklıkları benim o an belli belirsiz gülümsememe sebebiyet veriyor. Ne diyordum? Türkü... Tek başıma dinlerken aklıma geliveren adam işte karşımda duruyor. Yine aynı türkü, tek farkı onun da bu sefer dinlerken bana eşlik etmesi. Aynı türkü, tek farkı ben geçmiş zaman diliminde zihnime onu yerleştirmişken, o an sanki ilk defa duyuyormuşum hissini yaratacak kadar bana yabancılaşmış olması. Aynı türkü, yabancı duygular.

Türkü bittiğinde korkunç bir gerçekle yüzleşiyorum; onu sevmiyorum ben. Onu hiçbir zaman sevmedim, o bundan habersiz. Bir insanın fark edebileceği en ilginç şeylerden biri; bazı şeylerin hayal dünyasında daha gerçek olduğu; bazı insanların hayallerde daha değerli, daha güzel olduğudur. O günden beri o türküyü açmıyorum artık, asla açmayacağım.



Evrim

Temmuz 21, 2015

şiirim ve sen

Yazdım. Ona yazdım; onu yazdım. İki yıldır söyleyemediğim her ne var ise yazdım. İstediğim tek şey okumasıydı. İnsanın ne kadar sevildiğinden, karşısındaki insanda nasıl bir iz bıraktığından haberi olması gerekiyordu çünkü. Görsün istedim, onunla konuşmaya yeltenip de konuşamadığım her şeyi okusun. Ve düşünsün istedim; bana neden böyle yaptığını düşünsün.

Okumadı. Yazıyı gören insanlar gelip beni tebrik etti, iyi yazdığımı söyledi. Her birine teşekkür ederken aslında aklımda o vardı. 
O, okumayarak sözcüklerime ve en önemlisi ona duyduğum sevgime saygısızlık etmişti. O günden sonra yemin ettim.

Bir daha ona yazmayacağım.


Evrim

Temmuz 20, 2015

kadehler ve sen

İlk kadehimde seni düşünüyorum: denizi, gökyüzünü ve ayı; güzel olan ve seni anımsatan her şeyi düşünüyorum. Dinliyorum: Erdoğan Emir'i, Nurettin Rençber'i; bana hissettirdiğin kadar gerçek olan duygularla beni buluşturan türküleri dinliyorum. Okuyorum: Ahmed Arif'i, Ümit Yaşar'ı; her dizesinin senin için yazılabilir olduğunu düşündüğüm şiirleri okuyorum.

İkinci kadehimde seni düşünüyorum: gülüşünü, birkaç kez benimkilerle buluşan gözlerini, bana hiç edinmediğim bir dostun sıcaklığını yaşatmanı; yahut beni mutlu eden o küçük detayları düşünüyorum. Özlüyorum; derinleşemeyen ancak yine de çok şey ifade eden sohbetlerimizi, ara sıra adım geçtiğinde yüzünde oluşan ilgi dolu ifadeyi, her gün sana dair biriktirdiğim umutlarımı; günümü aydınlatan birkaç anıyı özlüyorum.

Üçüncü kadehimde yine seni düşünüyorum. Ancak biraz daha içersem seni yanımda hissedeceğime emin olduğumdan yüzümde belli belirsiz bir tebessüm beliriyor. Sadece seviyorum. Her şeye rağmen, bana hissettirdiğin her duygu için seni seviyorum.
Ağlıyorum.
Kadehimdeki son damlayı da yudumlarken, ağlıyorum.

Temmuz 02, 2015

schatzi

Birisi hakkında çok şey yazabilirim, üzerine konuşacak çok şey bulabilirim. Ve nihayetinde veda vakti geldiğinde konuşmamı onunla birebir yapmaktansa son bir yazıyla yaparım; bu son yazıyla noktalarım o insanın hayatımdaki yerini. Ancak senin için bir yazı yazmayacağım, çünkü yazamıyorum. Belki de bir tek konu sen olduğunda oynamıyor bu kalem, yetersiz kalıyor bu sözcükler.


Yaşanan onca şeye rağmen hala güzel bir kalbin olduğuna inanıyorum. Hep güzel kal Schatzi.


Hoşçakal.

Haziran 11, 2015

veda

Bugün gerçekten hayal kırıklığının ne demek olduğunu öğrendim. Her şeyin başladığı yerde son günümdü bugün. An ve an aklımdaydı dolaştığım koridorlarda onunla yürümenin hayalini kurmam. Kelimeler kiyafetsiz kalır böyle durumlarda. Çünkü belki de ilk kez umut denilen şeyin ne kadar boş ve anlamsız olduğunu kavradım. İki yıl önce kendi içimde ona doğru yolculuğa çıkarken elimde olan tek şey umuttu; bugünse umudum beni yarı yolda tek başıma bıraktı. Hayallerime, beklentilerime dair her şey siliniverdi. Bunu beklemiyordum. Elbette benimle olmaması yeni bir durum değildi. Fakat her seferinde içimde bir yerlerde, kimselere sözünü etmediğim umut oluyordu. Onun için göz yaşları akıtıp kendime bir daha onu düşünmeyeceğime dair sözler verdiğimde dahi bir ses karamsar yanımı bastırıp bana sabretmem gerektiğini söylüyordu. Bugünse o sesten haber alamadım. Tıpkı ondan haber alamadığım gibi.

Bu süreç benim için epey zordu. İlk başlarda ona karşı ne hissettiğimi çözümlemeye çalıştım. Daha sonraları ise onun benim için ne hissettiğini, en sıkıntılı süreç ise pek mümkün olmayacak bir şeyin peşinden koşmak oldu. Hiç pes etmedim. İşin içinde kesinliğe dair hiçbir şey olmasa bile cesaret gösterdim. Gittim, gözümden ırak olan şey bir süre gönlümden de ırak oldu. Döndüm, tekrar sevdim.

Oysaki bir şeyler paylaşmadığınız insanı sevemezsiniz diyorlardı, hak verebilirim. Peki benimkisi sevgi değildi de neydi? Neydi onun için bu kadar üzülmemin, onu zihnimden uzaklaştırmaya çalışırken verdiğim iç savaşta yenilip göz yaşlarına boğulmamın, uğruna yüzlerce yazı yazmamın sebebi?

Şu an boşlukta hissediyorum kendimi. Bu yaşadıklarım gerçek olamaz. Son gelmiş olamaz. Henüz gelmemeliydi ve ben kendimi avutmalıydım sisle çevrili hayallerimle. İnanmak istemiyorum, yenik düştüğüme inanmak istemiyorum. İçimde henüz ona söylenmemiş onlarca şey olmasına, onunla yapmak istediğim hiçbir şeyi yapamadığıma inanamıyorum.

Kendimi zor tutuyorum ağlamamak için. Gerçeklik denilen şeye ağlamak istiyorum. Her şey böylesine gerçek olmalı mıydı? Bu kadar keskin çizgilerle belirlenmeli miydi arzularımın mümkün olmayışı? Kafamdaki kurguyla hayatıma devam etmeyi tercih ederdim. Çünkü ancak orada birlikte olabiliyorduk, ancak orada ben, sevgimi utanmadan gösterip, gururla hareket etmeyip ona iç dünyamı açabiliyordum. Ancak orada o bana sıcakça gülümseyip sarılıyordu. Ancak orada olanaklı olabilirdik.

Burada; olanaksızız.

Bunca yıl çok çabuk geçmiş gibi hissediyorum, zamana ihtiyacım var. Bu anı köşeye atılmış umutlarımla baş başa yaşamak istemiyorum. Onu istiyorum, son kez. Son kez ona kocaman sarılmak, onu incelerken güzelliğine hayran kalmak, ona en başından itibaren nasıl hissettiğimi anlatmak istiyorum. Tanrı şahit ki, onu hiç şu an sevdiğim kadar sevmemiştim.

Bir iz var şimdi bende, ondan sonra gelen bu izi kapatır mı yoksa yanına farklı derin izler mi açar bilinmez. Bir kişi tanıdım ve o doğru kişi değildi. Doğru kişiyi bulana dek izlerim artacak, belirginleşip, derinleşecek. Ama bir gün son bulacak bu izlerim. O zaman bu yazıyı okuyup gülümsüyor olacağım.

Hoşçakal Tityre.


Evrim

Şubat 10, 2015

Adı Tityre Olmalı Onun

Yüreğinin katılığı altında ezilmiş olan bir sevgi,
Benliğinin titreyen elleri arasında sıkışıp kalmış olan bir umut,
Sert yüzünün arkasında beliren bir silüet,
Dudaklarına yansıyan o derin hüzün, o derin bilinmezlik,
Benden önce André Gide yazmış, adı Tityre olmalı onun. 

Üç yıl,
Onu,
Beklediğim üç yıl,
Okuduğum üç yıl,
Yazdığım üç yıl.

Kapattığı an geçmişle karıncalanan gözleri,
Unutulmuş güzel bir melodiyi andıran sesinin titrekliği,
Geçilmesine hiçbir vakit müsaade etmeyeceği buğulu düşünceleri.

Üç yıl,
Beni,
Beklemediği üç yıl,
Okumadığı üç yıl,
Yazmadığı üç yıl.

Zihnimde, tanışmadan çok önce hissedilen burukluklar,
Masamda, hâlâ aynı duyguyu yaşatan anılar,
Ve yüreğimde olgunlaşmamış bir sevgi.

Elden bırakılan kalemler,
Kapağı kapatılan kitaplar,
Belleğe gömülen hisler.

Çayın altını kapat, gelmeyeceğim.

Adı Tityre olmalı onun.


Evrim

Şubat 09, 2015

margise

"Margise!"
Duyduğum bu kelime karşısında hızla arkamı döndüğümde çeneme gelen saç telimi geriye attım, beni arkaya döndüren adımın söylenmesi değil, onun dudaklarından çıkmasıydı.
Karanlıktı ama ben onu seçebiliyordum. Belki de bana aynı anda aydınlığı ve karanlığı yaşatabilen tek insan olmasından kaynaklanıyordu. Hafif nefes alışını, vücudundan gelen o kendine özgü kokusunu hissetmem az kalsın yüzümde tebessüme neden olacaktı. Onunla bu karanlıkta çarpışmamak niyetiyle gösterdiğim çabadan ötürü yerimden kımıldamıyor ve sessiz hareketlerine kulak kesiliyordum. Bir daha asla karşılaşmak istememe ve daha önce bu sahneyi defalarca kurgulamış olmama rağmen, planlardaki gibi çekip gitmek yerine orada kalıyordum. Bir şey söylemeyip kımıldamasam da orada olmam ona içten içte nasıl yalvardığımı ortaya seriyordu. Akın akın bekliyor gibiydim orada kalmam için bir şeyler yapmasını, varlığının yeterli bir neden olduğunu kendime itiraf edemeyerek. Neden lafının devamını getirmemişti? Bir yıldır duymadığım o sesini duymak bu halime en büyük derman olacaktı.

"Buradasın biliyorum ve beni hala seviyorsun."

O an surat ifademi görmediğini bildiğim halde istemsizce çattım kaşlarımı. Nasıl oluyordu da doğruyu biliyordu? Ayak seslerini yakında hissetmeye başladığım anda tıpkı aslandan kaçan bir geyik gibi hangi yöne gideceğimi bilmeden yana ilerledim ve iki el beni tuttu, o andan itibaren vücudumun her bir noktası karıncalandı. Artık hiç konuşamazdım bundan böyle, bütün kelimelerimi mühürleyecek derecede etki bırakan bu adam karşısında aciz durumuna düşüyordum, ellerinden kurtulup koşarak uzaklaşmalıydım oradan. Ama aklıma nüfuz eden tek gerçek hayatımda hiç böylesine değişik hisler yaşamadığımdı. Hatta yüzsüz gibi o sıcak ellerinin beni sarmasını,kollamasını istiyordum. Hafifçe güldüğünü hissettim. Ve sonrasında ise bende kurşun etkisi yaratan sözlerini.

"Beklediğin an geldi Margise, gururunu yoksayamaz mısın artık? Bana yazdığın her mektupta aşık olduğunu ve bir o kadar da nefret ettiğini söylüyordun. Şimdi ise o hep betimlediğin kahverengi gözlerimi bile görmemişken bir suskunluk almış seni."

Mektuplar, ona 365 gün yazdığım ve asla cevap alamadığım, her geçen gün umudumu kaybettiren ve hayatla bağlarımı koparan mektuplar. Ona sayfalarda aşık olduğumu anlattığım ve yazarken içimde hep onun da bir gün beni sevebileceği umudunu biriktirdiğim mektuplar. Sesim, cılız ve çekingen bedenimden nasıl çıkacak bilmiyordum ama bir şeyler söyleme sırası bendeydi.

"Eğer o mektupları dikkatle okusaydın her şeyin senin kahverengi gözünden ibaret olmadığını anlardın." Dedim nefes nefese. Asıl demek istediğim bu bile değildi. Ama bir türlü duygularımı kelimelere dökemiyordum, hislerim kaleme alınamayacak kadar güçlü ve büyülüydü artık. Ve büyüsü imkansız olmasında gizliydi, öyle ki eskiden aşkımı ilan ettiğim zamanlardan daha çok seviyordum onu. Bunu onun karşısında sesimi yitireceğimi sandığım zaman idrak edebilmiştim.
Bana karşı bir adım daha attı.

"İlk  mektubunda bir şey yazmıştın Margise, ikimizin de çok sevdiği çaydan bahsetmiş ve şöyle demiştin: 'Çayı demlediğin gün bana cevap yaz, sana geleceğim, yalnız sana' "

Burukça gülümsedim, yazdığım her mektubun her harfi beynime kazınmışken unutmak ne mümkündü. Tuhaf olansa, acı vermesine rağmen hep hatırlamak isteyişimdi. Ben düşüncelere dalmışken beni birden kolumdan çekti ve sürüklediği yer aydınlıktı.
Her şeyin büyüsü bozuldu. Birbirimizi net görmemizle birlikte az önceki duygu değişimlerinden eser kalmadığını anladım. Karşımda duran adam, beni sevmemişti, ve ben onu her şeyden çok sevmiştim. İki kahverengi göz buluştuğunda, film kopmuştu, ikimiz de gözlerimizi utanç bir duyguyla birbirimizden kaçırırken onun, bir yıldır hayalini kurduğum Tityre'den çok daha farklı biri olduğunu gördüm. Sanki uğruna şiirler yazdığım adam bu değildi, yabancıydı her şeyi bana. Kahverengi gözleri bile sıradan geliyordu, sıcaklığı veremiyordu. Bu, sevdiğim adam değildi. Sevdiğim adam ya yoktu ya da mektupların arasında ölüvermişti.

Güldüm, bir yıl sonra ilk defa içimden geçerek.

"Ben seni hep başkasıyla karıştırmışım,"

Devam ettim,

"Çayın altını kapat, gelmeyeceğim."


Evrim

sitem

Onu her gün içten içe mahveden bu adamı ne pahasına olursa olsun seviyordu. Sadece günler geçtikçe, sevgisini göstermeyecek kadar akıllanmış fakat hala düşlerine bir tek onu yerleştirebilecek kadar aptallaşmıştı. Sorun onun yokluğu değildi, uzun zaman görmediği olmuştu zaten, bundan sonra da görmeyebilirdi. Sorun onun varlığıydı. Çünkü çok yakınında olan, her gün yanından geçtiği bu adama aslında hiç olmadığı kadar uzakta olduğundandı bu sitem.

Evrim

olanaksız

Aşk dediğin zifiri karanlıkta ışığını yaratabilmek
Hep aramak ama hiç karşılaşamamak,
Nazım'ı anlayabilmek sonunda
Ümit Yaşar'da bulmak onu
Gizlemek ama;
Onda kendini kaybetmek.

İmkansızı yaşatmak, yaşatmaya çalışmak
Anıları tekrar tekrar oynatmak,
İbreyi geriye döndürememek,
Olanaksızlığı reddetmek de;
Gerçeği değiştirememek.

Öfkelenmek,
Ertelemek geleceği,
İsyan etmek,

Anlamak bazı şeyleri;
Kabullenmek,
Önüne bakmak

Ve nihayetinde bitirmek.


Evrim