Bir tokayla gelişi güzel topladığım saçlarımı omuzlarıma salıyorum. Aklıma o geliyor. Bir şeylerin özlemini işte böyle olur olmaz zamanlarda çekiyorum. Nedensizce saçlarım o an bana onu hatırlatıyor. Üzerime bir yorgunluk çöküyor. Tüm sıkıntılarımı taşırmışçasına ağırlaşan göz kapaklarımın yakarışı dudaklarıma hüzünle yansıyor. Gecenin ikisinde huzursuzlaştıran ve uyutmayan bu özlem zihnimin sadece ona ayrılmasına neden oluyor. Ve o bundan habersiz. Bundan habersiz bir şekilde yazı yazıyor olabilir şu an, ya da bundan habersiz kendi dünyasına çekilmiş bir kitap okuyordur. Uyumadığına eminim. Ne yazdığını ya da ne okuduğunu bilmeyi istiyorum o an. Tıpkı hayatında ne olup bittiğini bilmek istediğim gibi. Bir ara sesini duymak için elim telefona gidiyor, sonra derhal vazgeçiyorum bu ahmak isteğimden. Onun sesini bir daha duyamayacağımı, onun sözcüklerini bir daha okuyamayacağımı ve en önemlisi onu bir daha sevemeyeceğimi biliyorum. Onu sevemeyeceğim, çünkü her geçen gün içimde ona dair birikmiş hislerimin seyrekleşip bittiğinin farkındayım. Bugün değil, ama bir gün bu sevgi bitecek. Yazı yazmamdan anlıyorum bunu. Çünkü onu çok severken yazamıyordum, sevgimi kelimelere nasıl sunabilirdim ki? Sevgim içimdeydi. Anlamlaştıramadığım, açıklayamadığım bir yerde, yüreğimdeydi. Hislerim öyle farklı ve yeniydi ki sevgimi benzetebileceğim bir sözcük bile yoktu. Sevgiye dair yazılmış tüm sözler, söylenmiş tüm türküler yetersizdi. Benim sevgim hepsinden daha büyüktü, birkaç dizelik şiirlerden, sayfalarca mektuplardan, kaleme dökülen hislerden hepsinden daha yüceydi. Sadece bazen, onun bana yaşattığı mutluluğu hiçbir zaman unutmamak adına bir şeyler yazıyordum. Bir gün bunları onunla paylaşacaktım, ne yazık ki paylaşamadım. En çok da buna üzülüyorum.
Dedim ya, sevgim bitmek üzere.
Ancak bugün, onu seviyorum.
Saçlarım da onu seviyor.
O bundan habersiz, yazısını noktalıyor. Yahut kitabının kapağını kapatıyor. Yahut yatağına uzanmış birini düşünüyor. Asla bilemeyeceğim.
Evrim