Haziran 29, 2023

Ada

Arkadaşım, geri döndün. 

Nevruz akşamları düşümde sana rastlardım, tüm şehir bilir. Yalnız bu şehir bilir elim kalbimde adını yazmama işlediğimi. Doğmadığın adada evini aradığımı; akşam üstü bir vapur seferinde, kapısı yıllardır açılmamış pansiyon odasında, balkona vuran gölgende. Nadiren kalbimi açma cesaretine erişirim. Müthiş korkağım esasen. Küçülürüm aynalarda, surlarda, portremin çizildiği tuvalde. Büyürüm kederin sayfalarında, gözlerinde, yalnızlığın kuyusunda. Sana açabilirdim. Aylar, yıllar sonra birini: seni sevebilirdim. Elimi tuttun yağmurlu bir akşam, ve ben o akşamın sıcaklığında bir Dorian tanıdım. Dorian, sonsuza dek Dorian! Sanıyorum 28 yaşıma yeni basmıştım. Yüzüme baktın sadece bir akşam, ve ben bunu unutamadım. İşte ben o akşam ilk kez aşık oldum. Kanatlarımı ilk kez o akşam yitirdim, atladığım kaleye de dönemezdim. Bir şiir hediye ettim güneşe, hep açık bıraktığım saçlarımı sevdiğin gibi ördüm. Bu anı kutladık birlikte. Bilmezsin ne çok yazdım sana. Ne çok Katre-i Matem’de sana rastladım. Bulduğunu kaybeden ne hisseder? İşitir gibi oldum uğradığın limanlardaki söylentileri. Gül, hançer, deniz feneri; biz yenik düştük. Bir davet yemeğiydi, yalnız seni düşündüm kalabalığın arasında. Yemek boyunca sohbet açmadığım davetli kalmadı, oysa yalnız sen geçtin buralardan. Bilmezsin, ne çok hayalini kurdum. Eve varır varmaz çarşafları kaldırdım, şarap bardağını yıkadım, dolabımda unuttuğun tren biletini güncemin arasına koydum. Sen, sen geçmiştin buralardan. Bu şehirde boyadığım ilk duvar. Ki renginden pek sık bahsederdim sana. Üzerinde durduğumuz dans pisti, avucumuza aldığımız bu koskocaman şehir, oturduğumuz pastahane; biz yenik düştük. Ama arkadaşım bilmezler, ne çok rol yaptım. Nasıl gizledim bu gerçek kadını, nasıl gizledim bendeki seni: sen dahi bilemeyeceksin. Hiç sahici olmadım başkalarına, hiç anlatamadım nasıl yandığımı. Bu şehirde ağırladığım ilk misafir. Mutfakta karşısına geçtiğimiz tabloyu kaldırdım iki gün evvel. Her sayfada bize dair bir iz bıraktım da, bir sana gönderemedim sandık dolusu mektuplarımı. Bunca yıl geçer de insan kalp yarasını hiç mi onaramaz? Hep 9 yaşındaki o ilk anda kalır. Sevmek, nefret etmek; öpmek ne kolaydı seni. Oysa unutmak, en zoru. Vatanım, sevdam, kederim; geri döndün bir öğlen vakti. Bir sihir. Arkadaşım, bir sihirdim ben. En güzel sen sevdin beni. Sanıyorum 28 yaşıma yeni basmıştım. Sırrını paylaştın sadece bir akşam, ve ben bunu unutamadım. Adaya vardık yağmurlu bir akşam, ve ben o akşamın sıcaklığında bir Dorian tanıdım. Dorian, sonsuza dek Dorian! Haziran akşamı ölmek zordu, ve ben sana rastlardım. Tüm şehir bilir. Yalnız bu şehir bilir elim kalbimde adımı söylemeni beklediğimi. Doğmadığın adada evini aradığımı; akşam üstü bir vapur seferinde, kapısı yıllardır açılmamış pansiyon odasında, balkona vuran hatıranda. 


Arkadaşım, geri döndün.

Mayıs 06, 2023

Birden dalgalar dedi ki,

Gelmeyeceksin.

Ahşap köprüden geçtim bugün, varmak üzere toprağına. Yaz ortasında ölüm olmalı bunun adı, bir başka deyişle aşka susamak; birazdan duyacaklarınız bir maskenin itirafları. Apartmanın önünde dikildim, sana ilk rastladığımda da buradaydım. Tebessümüm, ilk bakışın, arabaya binişim. Halen çok taze. Seni ilk gördüğümde boynumda annemin yazması vardı. Adım atar atmaz anladım, sendin beklediğim. Sendin, yıllar yılı tanımadan yazdığım. 25’tin, gömleğinle karşımdaydın. Yaşayamadım o büyülü anı tekrar, yaşayamayacağım. Küstahça konuşan bu kadının yüreğinin sesini duyabildin mi? Tutmak istemiştin elimi o akşam. Yazmak istemiştim seni o akşam. Yer minderleri, vitrin, küçücük bir oda; var olmalıydık! Var olmalıydık bizi kimselerin yakıştırmayacağı bu şehirde. Kör kuyularına atıldığım bu şehirde çatılara çıkmalıydık birlikte. Çıkmalıydık Göktepe köyünün aşıklar tepesine. Güncelerimde sahici olmalı, baş harfinle hitap etmemeliydim sana. Alt katımdaydın, açmalıydım kapımı. Merdivenleri çıkarken bahsini etmeliydim yıllar evvel yazdığım kitabın, bahsini etmeliydim düşmanlarımın ve günahlarımın; her hatırıma geldiğinde duvarları maviye boyadım. Yanlış tren hattına bindim, evime uzak kaldım. Sevgilim, kaosun ortasında hatırana tutundum. Buldum ve kaybettim kendimi, daha ağırını yaşamadım. Hakkımda kötü söz söyleyenler, bilirler mi hayatım boyunca yalnız seni sevdiğimi? Benim ruhum ile diğer ruhlar arasında kapanması mümkün olmayan bir mesafe var, nihayetinde sen belirirsin. Babil bahçelerinin ihtişamında, pamuk işçilerinin terinde, bozkırın yalnızlığında sen doğarsın. Bir ihtimal karşılaşırız diye bütün hafta gömlek giymiştin, sözünü aklımdan çıkaramadım. Hayat Hanım’ı almaya gittiğim kitapçıda belime sarılmıştın, inan kitabın kapağını bir daha açamadım. Dinleyemedim teninde büyüyen türküleri bir daha. Son kez dokunmuşum sırtına. Gramofonda eski alaturka, gider mi halen hoşuna? Acım, son bakışın, arabadan inişim. Halen çok taze. Apartmanın önünde dikildim, sana son rastladığımda da buradaydım. Meleğin çürüyüşü olmalı bunun adı, bir başka deyişle denizini yitiren denizci; bu duyduklarınız bir maskenin itirafları. Ahşap köprüden geçtim bugün, varmak üzere toprağına.


Gelmeyeceksin.

Nisan 09, 2023

Gulfiroş

 Bir zamanlar kapının ardında iki kişiydik, bulunmayı beklerdik. Ama unuttum ben seni, bahçemdeki yabancıyı unuttum ben.

Bodrum karanlığındaki ağıtlarda vatanımıza dair sırları öğrenirdim, ne büyük hevesti tanımak büyüdüğün yolları. Ne büyük acıydı uğramak taşlandığın meydanlara. Yıllar yılı bilmeden aynı yerden yaralanıp, aynı güruh tarafından günahkar seçildik. Biz aynı şehirde doğduk. Ve aynı yerde yenik düştük düşmanlarımıza. Hayatım boyunca nasıl bir daha rastlarım böylesine? Dönebilsem geriye, daha çok soru sorardım sana. Tanıklık ettiğin kötülükleri ağzından duymak, kendimi sende daha erken keşfetmek isterdim. Korkularımda yalnız olmadığımı bilmek isterdim bir bakıma. Kendi kendime mütemadiyen engel oldum, bir sen anlardın beni. Başımın kızıllığını, avuç içlerimdeki izleri, uykusuz akşamlarımı bir sen anlardın. Kaçardım dışlandığım sofralardan, bir sen buyur ederdin. Dolap dolusu hırkalarını bana bıraktın; acını, sırrını, tebessümünü bana bıraktın sen. Oysa şimdi, seni düşünmediğim tek bir gün yok. Aynamda yaşarsın. Adım atmadığın gurbette, hor görüldüğün yemek masasında, ekimin yirmi üçünde yaşarsın. Ne zaman bir kötülüğe içerlesem, o akşam düşümde sana rastlarım. Yıllardır süregelir, ancak her seferinde kalbimin ağırlığıyla heyecanlanırım. Bir an var ki, unutamam. Denizimin feneri, ateşim, geçmişim; tek hayalim özgür olmak. Başarmak, en çok da senin için. Ve adının geçtiği yemek masalarında başımı yere eğmemek.


Bir zamanlar kapının ardında iki kişiydik, bulunmayı beklerdik. Ama unuttum ben seni, bahçemdeki yabancıyı unuttum ben.

Mart 01, 2023

Mektup II

Sevgili,

Gözlerin zemine kilitlenmişken sokaktan bir uğultu yükselir. Yankılanır esaretin dizeleri, pencerende yaralı bir kırlangıç. 


Seni unuttuğumu mu sanıyorsun? Gemicinin meyhaneleri unuttuğu gibi. Dilimi unuttuğum gibi. Dün akşam olmalı, asma bahçeye çıktı yolum. Seninleyken hep başkası olmuşum, kendime halen dönebilmiş değilim. Kimdim, neydim; soruların cevabına katiyen yaklaşmış değilim. Altı yıl geçmiş ilk mektubun üzerinden, ve bendeki seni halen anlamlandırmış değilim. Yazıyor yazıyor yazıyor ve elbiselerimi astığım dolabımda saklıyorum. Görmüyorsun ancak her akşam Dali tablosunun karşısına geçiyorum. Yaptığımız hataları ise asla hatırlamıyorum. Bir köşede hayalinle yanmak için çok gencim belki de. Neden, neden, neden böyle olduğumu sorma. Saçımda dolaşır, başımda dönersin. Her katta sen oturursun, her vagonda sen belirirsin, her afişte sen resmedilirsin. İlk kez yaşamışım, öyle yaşamışım ki hiçbir şey yazamamışım sen hayatımdayken. Yeniden tatmak isterim sensiz ziyan ettiğim anları, izahını yapmak mümkün değil. Mümkün değil senin kadar cesur olabilmek. Hiçbir vakit itiraf edemediklerim bunlar, senden duyduğumda imrendiğim yüzlerce sözcükten birkaçı. Düşmüş sayılmam, yalnızca biraz geride kaldım. Kalman için tek bir sebep söylemedim. Ve seni doğum gününde ağlattım. Açlık, savaş, aidiyet; tartışmaları başlatırım. Herkes masadan kalkarken ben restoranın köşesinde hevesle beklerim. Katılırım bahçedeki konuşmalara. “Çeker bizi bu yerlerin suyu toprağı,” Ömrüm boyunca göremediğim tek ışıktın, bir seni yazamadım. Her hatırıma düştüğünde yeni bir yara açılır vatanımda, tozlu yolların ardında bir yerde seyre dalarım henüz çıkamadığımız sevgi tepesini. Her ocak ayında yanılgıya düşer, yolumu şaşırırım. Rastlamak istemem belki kasaba sakinlerine, ki hepsi düşmanım. Gelir seni bulurum ardından. Bulur ve söylemem kimselere, ki en kıymetli sırrım. Ardında bıraktığın yıkıntıya adım atmadım, armağan ettiğin kitabın içindeki notu da okumadım. Sen bana, ben dağlara hasret. “Ve ben değil miyim, yabancıya acı çektiren?” Dünya üzerindeki hiçbir keder böylesine uzun süremezdi; bu sebepten yaralıyım. Dün akşam olmalı, yıkılan köprüden atladım. Bana hiç dokunmadığın halde seni her yerde hissettim. Neden, neden, neden seni sevdiğimi gizlediğimi sorma. Minnettarım beni yakan sükunetine, atkımı doladığın boynuna ve ellerin cebinde yürümene. Sevdana, gözyaşlarına minnettarım. Yeniden tatmak isterim kederli akşamlarımızı, geriye dönmek mümkün değil. Mümkün değil yeniden yaklaşmak yüzüne. Arabalara saklanmak, bakışlarımızı kalabalıktan kaçırmak, kanayan dizlerimizi görmezden gelmek. Mümkün değil yeniden dokunmak benine. Dünyamı açtığım yoktu oysa. Şiirlerimi de okumadım sana, bu sebepten pişmanım. Kör fırtınalardan geçip sana varmak isterim ben oysa. Bu kez korkmayacağım. Yüreğim elimde duvarını maviye boyamak isterim. Sırrımı sırtına yazmak isterim, amansız rüzgardan kaçmak! “Sarardım ben sarardım, senin için.”


Gözlerin zemine kilitlenmişken sokaktan bir uğultu yükselir. Yankılanır esaretin dizeleri, pencerende yaralı bir kırlangıç.


E.