Mart 01, 2023

Mektup II

Sevgili,

Gözlerin zemine kilitlenmişken sokaktan bir uğultu yükselir. Yankılanır esaretin dizeleri, pencerende yaralı bir kırlangıç. 


Seni unuttuğumu mu sanıyorsun? Gemicinin meyhaneleri unuttuğu gibi. Dilimi unuttuğum gibi. Dün akşam olmalı, asma bahçeye çıktı yolum. Seninleyken hep başkası olmuşum, kendime halen dönebilmiş değilim. Kimdim, neydim; soruların cevabına katiyen yaklaşmış değilim. Altı yıl geçmiş ilk mektubun üzerinden, ve bendeki seni halen anlamlandırmış değilim. Yazıyor yazıyor yazıyor ve elbiselerimi astığım dolabımda saklıyorum. Görmüyorsun ancak her akşam Dali tablosunun karşısına geçiyorum. Yaptığımız hataları ise asla hatırlamıyorum. Bir köşede hayalinle yanmak için çok gencim belki de. Neden, neden, neden böyle olduğumu sorma. Saçımda dolaşır, başımda dönersin. Her katta sen oturursun, her vagonda sen belirirsin, her afişte sen resmedilirsin. İlk kez yaşamışım, öyle yaşamışım ki hiçbir şey yazamamışım sen hayatımdayken. Yeniden tatmak isterim sensiz ziyan ettiğim anları, izahını yapmak mümkün değil. Mümkün değil senin kadar cesur olabilmek. Hiçbir vakit itiraf edemediklerim bunlar, senden duyduğumda imrendiğim yüzlerce sözcükten birkaçı. Düşmüş sayılmam, yalnızca biraz geride kaldım. Kalman için tek bir sebep söylemedim. Ve seni doğum gününde ağlattım. Açlık, savaş, aidiyet; tartışmaları başlatırım. Herkes masadan kalkarken ben restoranın köşesinde hevesle beklerim. Katılırım bahçedeki konuşmalara. “Çeker bizi bu yerlerin suyu toprağı,” Ömrüm boyunca göremediğim tek ışıktın, bir seni yazamadım. Her hatırıma düştüğünde yeni bir yara açılır vatanımda, tozlu yolların ardında bir yerde seyre dalarım henüz çıkamadığımız sevgi tepesini. Her ocak ayında yanılgıya düşer, yolumu şaşırırım. Rastlamak istemem belki kasaba sakinlerine, ki hepsi düşmanım. Gelir seni bulurum ardından. Bulur ve söylemem kimselere, ki en kıymetli sırrım. Ardında bıraktığın yıkıntıya adım atmadım, armağan ettiğin kitabın içindeki notu da okumadım. Sen bana, ben dağlara hasret. “Ve ben değil miyim, yabancıya acı çektiren?” Dünya üzerindeki hiçbir keder böylesine uzun süremezdi; bu sebepten yaralıyım. Dün akşam olmalı, yıkılan köprüden atladım. Bana hiç dokunmadığın halde seni her yerde hissettim. Neden, neden, neden seni sevdiğimi gizlediğimi sorma. Minnettarım beni yakan sükunetine, atkımı doladığın boynuna ve ellerin cebinde yürümene. Sevdana, gözyaşlarına minnettarım. Yeniden tatmak isterim kederli akşamlarımızı, geriye dönmek mümkün değil. Mümkün değil yeniden yaklaşmak yüzüne. Arabalara saklanmak, bakışlarımızı kalabalıktan kaçırmak, kanayan dizlerimizi görmezden gelmek. Mümkün değil yeniden dokunmak benine. Dünyamı açtığım yoktu oysa. Şiirlerimi de okumadım sana, bu sebepten pişmanım. Kör fırtınalardan geçip sana varmak isterim ben oysa. Bu kez korkmayacağım. Yüreğim elimde duvarını maviye boyamak isterim. Sırrımı sırtına yazmak isterim, amansız rüzgardan kaçmak! “Sarardım ben sarardım, senin için.”


Gözlerin zemine kilitlenmişken sokaktan bir uğultu yükselir. Yankılanır esaretin dizeleri, pencerende yaralı bir kırlangıç.


E.