Sizi terk ettiğimde posta güvercinleri ne işe yarayacak? Parmak uçlarınızda siyah lale, geceye övgü yağdırırsınız. Kalabalığa adım atarım, bakışıma aldanırsınız. Kamelyalı kadın trende yalnız başına oturur, Ankara sıkıntısı bu; sevmiyordum oysa ben sizi. Saklı yapraklar, rubailer, bir gezginin anı defteri. Herkes bizi izlerken arabayı güneye sürmeye devam edersiniz. On üçüncü gece, nihayet yanıbaşımdasınız. Hiç bu kadar sevilmemiştim. Mühürsüz mektuplarım kötü adamları, sizse benim yalanlarımı duymayı beklersiniz. Beni bilirsiniz, sükunetten haz etmez, her kitabın son sayfasına bir hikaye uydururum. Sırlarınızı Rosa’nın laleye özenle bakması gibi saklarım, 34’üm bugün. Bunlar da üzerine kahve döktüğüm notlarım. Perdenin size bir yerden tanıdık geldiğini sanıyorum. Buyrun çekinmeyin, görüntümün aksine alçakgönüllüyüm. Kuru gürültüde yazarım şiirimi, hem ilkbahar selini armağan edersiniz bana. Fena mı olur? On yedinci gece, nihayet bavulumu topladım. Hiç bu kadar iyi olmamıştım. Sevgilim, sevgilim, sevgilim. Yarın gitmiş olacağım. Bir müddet ağlar, sonra nefret edersiniz benden. Arkadaşlarıma sormayınız beni. Onlar duyamaz çimen yapraklarının çatı katındaki dansını. Onlar okuyamaz el yazımı. Onlar uzanamaz penceremde asılı duran vesikalığınıza. Yalnız siz, yalnız siz inanırsınız gözlerimdeki kadına. Yalnız siz, yalnız siz omzumdaki yara izlerine yıldızları kondurursunuz. Ve ben buna rağmen giderim. Duramam bu şehirde. Ne yazık! Banyo fayanslarında yansımanız, dolabımda atkınız, maskaramda kirpiğiniz; gitmek zorundayım. Ne yazık! Bu insanların ne düşündüğüm hakkında en ufak fikirleri dahi yok. Yarı aydınlıkta size ait odada dolaşır zihnim, kimseler kapının ötesine geçemez. Size ruhumun gözüyle bakmışım, sırtınızdaki benleri tek tek saymışım bayım -biliyorum bunu her mektubumda yazıyorum- Ne yazık! Bu insanlar sahici olduğumu düşünüyor. Siz beni izlerken insanlar bizi öldürüyor, sevgilim. Sizi terk ettiğimde posta güvercinleri ne işe yarayacak?
Evrim