Kaç kış. Kaç ölüm. Kaç ayrılık. Sahi, evden ne kadar uzaktayım? İtirafın, günlüğümün son sayfası, duvarında haramilerin mavisi; bu tüm zamanların büyüsü.
İşte yaz, işte sen, işte ben. Sevgilim. Nice nice şaşkınlığım, hüsranım, isyanım; tüm gözler bana çevrilir. Bir sen kaç isterim benimle. Bizim kavgamız. Bu odada bir yerde olmalı, oysa ben yalnız sana rastlarım. Koridorda, bahçeye açılan kapının ardında, şalımı astığım merdivenin beşinci basamağında; yalnız sana. Fısıltılar bileklerime kadar dolanır, hüznün avuç içlerimi doldurur. Bizim davetimiz. Işıltılı elbiselerin içinde bütün kadınlar pek güzel, oysa kaçı sana şiir yazabilir? Balkonumdan seyrederim. Komşular taşınır, halkların gelini elini kınalar, ben sevgiliyi yine seninle isminle çağırırım. Sokağındaki eski pansiyonda ettiğimiz dans yakar perdeleri. Bizim evimiz. Hediye ettiğin kartpostalı zihnimin labirentinden saklamak isterim. Saklamak isterim seni dosttan, düşmandan, kentin en çirkin dedikodularından. Ve öpmek isterim sırtındaki beni son kez. Gözlerimi açmadığım takdirde evin olarak kalabilirim, heyecanımı mazur gör lütfen. Yüzünü ezberlemek, yeni tanıştıklarıma tasvir etmek, “Ölüm günahın ücretidir!” demek! Sayısız kez ölmek seninle, sayısız kez bir sırrı inşa etmek. Göz göze gelmek kalabalığın ortasında, çırılçıplak kalmak iftiraların arasında, elini tutmak çatı katlarında. Derdini kimse bilmek zorunda değil. Korkarım bu seni son kez görüşüm. Terk etmek seni, katiyen bahsetmemek kimseye senden, yol almak bilinmeze. Yirmi yıllık karanlığım kadar unutulmuşsun, öpüşün halen çok taze. Perdeleri çekerim, başımı kızıla boyarım, ve ağlarsın sen o gece. Otuz sekizler sırayla dağılır tren kompartmanlarına. Her istasyonda bir başkası göz koyar boynumdaki kılıca, işte ağlarım ben o gece. İçeri buyur edilmem kasabada, biriken taşlar yağar kapıma, söyle; kaçı bana seni anımsatabilir? Biri rüzgarın bekçisi, biri sabah yıldızı, biri de gecenin adamı. Sevgili diye hitap ettiklerimi hep bu kentte uğurladım, hep bu kentte vuruldum ben. Yitirmek buydu belki. Aramaktı kendimi her yabancıda. Aşık olmaktı her perşembe. Nice nice öfkem, umudum, ateşim; tüm gözler sana çevrilir. Bir ben kaçarım seninle, bir ben yazarım seni. Yüzler eskir, dükkanlar kapanır, Munzur kan akar. Bir gün çıkagelecek düşmanların, ne olur beni bekleme. Hayatının en ehemmiyetli anı bu, biliyorsun. Bana çıkmış yolun, sazın, sözün. İşte yaz, işte sen, işte ben. Sevgilim.
Kaç kış. Kaç ölüm. Kaç ayrılık. Sahi, evden ne kadar uzaktayım? Salkım Hanımın taneleri, gömleğinin son düğmesi, duvarımda gölgen; bu tüm zamanların kederi.
Evrim