Ağustos 23, 2015

fincana kahve koydum, gel

Gece iki kahvesi
Arka fonda Zerdaliler
Masanın üzerine saçılmış anılar
İlk kez odanın bir yanına dağıttığım fotoğraflar
Yağmur da katılıyor aramıza az sonra
Bir şey eksik
Sadece bir şey
O geldiğinde tamamlanmış olacağız
Onun bana armağan ettiği bir kağıt parçası
Gülümsediği fotoğraf kareleri
Ve duvarda
Onun güzelliği
Onun silüeti
Ben ve benim ürkek umutlarım
Ben ve benim yakarışlarımı döktüğüm kağıtlarım
Ben ve benim gözyaşlarımı içerisine sakladığım kelimelerim
Benim arkasına sığındığım sevgim
Benim
Sevdam
O hariç
Hepimiz buradayız.


Evrim

Ağustos 22, 2015

dün

Dün içime bir şeyler doğmuşçasına oraya gidiyorum
Önce uzaktan sesini işitiyorum
Sonra görüyorum
Gözlerim bu bedeni özlemiş
Epey zamandır görmediğim bu bedene sarılmayı hayal ediyor, sonra ise gerçeklerin çirkinliğinin yüzüme çarpmasıyla engelliyorum bu isteğimi
O da beni görüyor
Sert bir yüz
Duruk bir ifade
Ve kımıldamayan dudaklarıyla dimdik oturmuş
Beni inceliyor
Gelip konuşmak istediğini anlıyorum
Ağlayacak gibi oluyorum heyecandan
Ancak duygularıma mağlup olacağımı önceden bildiğimden bu sefer hazırlıklıyım
Uzağına bir yere oturuyorum
Ve iki saat boyunca sadece onu düşünüyorum, sadece
Zaman ilerliyor
Gözlerimle onu yoklayamayacak kadar gerginim
Ancak gittiğini hissediyorum
Temkinli bakışlarımla son kez bakıyorum etrafıma
Arabaya ilerliyorum
Arka koltuğa oturur oturmaz onu görüp bir hışımla dışarı çıkıyorum
Büyük bir sevinç içerisindeyim
Beni farkedemeden
Dümdüz ilerliyor
Bu sefer gerçekten gidiyor
Mutsuz gözüküyor
Gidiyor
Ve ben arkadan ona bakıyorum
Sonra biniyorum tekrardan arabaya
Eve gidene dek camdan dışarıyı seyrediyorum
Gözlerimin dolduğu aşikar
Ve sadece onu düşünüyorum, sadece.

Evrim

Ağustos 05, 2015

türkü

Günlerden iki ocak. İki yıl geçmiş. Gecenin ikisinde bahçede oturuyoruz, yanımızda başka birileri de var ama benim tek görebildiğim o. Tek görmek istediğim; hep o. Yeni bir yıla girmişiz, ona dair yazı yazacağım son yıla; ona dair içimde duyguların olduğunu düşünüp kendi kelimelerimi kandıracağım o son yıla girmişiz, çok sonra anlıyorum. Hava soğuk, o sigara içiyor. Bense ona bakıyorum. Yanımızdakilerin açtığı muhabbete pek katılmıyor, tek yaptığı biten sigarasını söndürüp yeni bir tanesini yakmak. Hep böyle, konuşmuyor. Dudaklarından güzel bir şey çıkmayacağının farkında olduğundan belki de. Masaya hakim olan o boğucu ve garip sessizliği bozmak üzere, belki de sırf can sıkıntısından -çünkü muhtemelen derin düşünmüyor yine- müzik açmak üzere eli telefonuna uzanıyor. Ve o türküyü açıyor. Önce biraz kötü oluyorum, o türkü çalarken ona da bakmıyorum, ağlamamak için olağanca çaba gösteriyorum; ve o an gözüme çok değersiz biri gibi geliyor. Sonra, açılabilecek onca türkü varken neden o parçayı seçtiğini sorgulamaya yeltensem de her şeyin altında neden aramamam gerektiğini hatırlatıyorum kendime. Nedensiz olabilir birçok şey, ve hatta olan bitenlerin ardındaki nedenselliği irdeleme çabamız bizi yapsa yapsa meczup yapar; kimi zaman gereğinden fazla derinleşen düşüncelerimin diğer insanların ne kadar düz ve basit olduklarıyla karşılaşınca ortaya çıkan hayal kırıklıkları benim o an belli belirsiz gülümsememe sebebiyet veriyor. Ne diyordum? Türkü... Tek başıma dinlerken aklıma geliveren adam işte karşımda duruyor. Yine aynı türkü, tek farkı onun da bu sefer dinlerken bana eşlik etmesi. Aynı türkü, tek farkı ben geçmiş zaman diliminde zihnime onu yerleştirmişken, o an sanki ilk defa duyuyormuşum hissini yaratacak kadar bana yabancılaşmış olması. Aynı türkü, yabancı duygular.

Türkü bittiğinde korkunç bir gerçekle yüzleşiyorum; onu sevmiyorum ben. Onu hiçbir zaman sevmedim, o bundan habersiz. Bir insanın fark edebileceği en ilginç şeylerden biri; bazı şeylerin hayal dünyasında daha gerçek olduğu; bazı insanların hayallerde daha değerli, daha güzel olduğudur. O günden beri o türküyü açmıyorum artık, asla açmayacağım.



Evrim