Nar ağacını düşlediğim zindanda karşılaşmadığım yüzün
Beni hep hatırlayacaktın
Bak, parmaklıkların eşiğinde duruyor sözün
Fincandan içtiğimiz şarap
Uğramadığın tarlalardaki buğdaylar harap
Dolunay tepemizdeyken üzerinden atladığımız çitler, bağlama telinde tutuşturduğun dizeler
Gölgenin arkamda kalması beni zehirler
Gel, ovaya inenin destanını fısıldayan fırtınadan geçerek
Gece dörtte lambası yanan evlerdeki ağıtlara kulak kesilerek
Kaçalım
Beni kırmızı eteğimle ilk kez gördüğün çeşmeden sap
Gözlerinin karasını anlatarak yaraladığım yüreğime tap
Şafak vakti okuduğumuz soneler, aşkımız kadar yaşayan perperikler
Beni sevmez, oğlanların ve kızların el ele tutuştuğu vatanımdaki kimsesizler
Gel, yirmi üç temmuzda yazılan mektubun küllerini Munzur'a dökerek
Orak biçmeye giden dedenin alnındaki kırışıklıklara selam getirerek
Kaçalım
Köyün çıkılmamış tepelerinde gözün
Çayında dili akar yasaklanan sütün
Beni hep ziyarete gelecektin
Bak, muhbir olmuşsun bugün.
Evrim