Temmuz 16, 2019

ıslak bir bulutun ağrısı

Gece ikide kimin ismi yankılanıyor aklının en ücra köşesinde? Sana benzeyenin ait olduğu denizdeyken, başının tam üstünde uçmalarını imrenerek seyrettiğin martılara gülümseyerek bu soruyu kendine soruyorsun. Martılar sana yarıda bıraktığın kitabın otuz beşinci sayfasını ve çelimsiz kalan hırsının sirayet ettiği derin boşluğu anımsatıyor. Uyanışın, hikâyeni kimselerin bilmediği güzel bir kasabada gerçekleşiyor. Islak bir buluttan Ankara'da kaçmıyorsun ancak o gün başka bir şehirde kendini kahve dükkanında baristayla ötekilerin kaderi üzerine konuşurken buluyorsun. İçeri adım atar atmaz sonunu bilmediğin bir romanın karakterleri diyalog kurmaya çekiniyor gözlerinin irisinde. Karakterlerin sahiciliğinin yarattığı baskıya rağmen yazmaya direniyorsun, ki bu uzun zamandır kararlılıkla sürdürdüğün bir eylem. Aslında bulutun taşıdığı ağrıya direnmektesin. Bakışların duvarda geziyor, yukarı kattaki aynaya bakmak için her basamağına bir şiir yerleştirdiğin merdivene yöneliyorsun. Beşinci basamağa vuran ışık loş mu? Hayır bu merdiven Paris'te değil, yazdıklarını gerçeğe uyarlama isteğinden vazgeçmelisin. Hayal dünyanı en azından gündüzleri görmezden gelebilir misin? Önüne engeller koyabilir misin binmeyi beklediğin trenlerin ve geçmişteki sana güllerin verilmesi için önünü kestiğin kapı girişlerinin? Oysa gitmeyi hayal ettiğin bir şehre, içinde kütüphane taşıyan ve tesirindeki kalplere hayat veren bir çift göz eşliğinde yol almak ne kadar mesut eder seni... Umudu bağladığın dilek ağacını yıllar sonra ziyaret etmek, zihninin uzaklarında kendini evde hissetmek ve tek başına dans ettiğin bir bistroda bulanık gözlerinin sadece hayatının aşkını seçmesi ne kadar canlandırır kalemini. İnanman gerekiyor, yıllar geçtiğinde bu yazıyı okurken mucizeye tanıklık edeceksin. Gülümsüyorsun. Etrafındaki ruhsuz kalabalık neden kendi kendine güldüğünü anlamıyor, dahası garipsiyor. Farkında değiller ki oturduğun masaya bakan duvarda Arkadaş Zekai Özger'in bir resmi asılı. Farkında değiller ki bu şairin yarattıkları seni geceleri zindana kapatıyor, ve sen hoşnutsun. Hayattan en büyük beklentin bu çünkü: esiri olduğun bir bireyin ya da düşüncenin seni senden özgür kılması, seni senin kirliliğinden alıkoyması... Uyanış gece ikiye kadar sürüyor: kurduğun hayalleri büyüterek ve kalbini alabildiği kadar farklı duyguya açarak. Saat tam ikide martılar uzaklaşıyor senden. Sarmaşıklar dolanıyor kalem tutan bileklerine. Bir Cem Karaca şarkısı ışık tutuyor geminin alt katındaki yorgun karanlığa. Asla aynı kalmayacaksın.

Hikâyen bilinmiyor.

Kim?

Işıksız odada yüzüne dokunan yabancı eli de tanırsa o sarmaşık, göğün dolmasını arzu ettiğin pencere açık. 




Evrim