Temmuz 05, 2019

ayna

Bir gece saat üçü on iki geçiyorken, ona zindan gibi gelen evinin duvarları arasında eski anı defterlerini okuduktan ve kendisini bir kez daha sorguya çektikten sonra fark etti ki: bu zamana dek ay’la paylaştığı sırların hiçbiri gerçek değilmiş. Bu farkındalık onda büyük bir yıkım yarattı. Yazdığı şiirlerin her bir dizesi yapay gözüktü gözüne, mektupların her bir sayfası yabancı. Balkonda sigara içen kişiye çevirdi ilk kez hakikati gören kahve gözlerini. Ona acıdı. Kimdi bu adam? Tanımıyordu, önceleri ona bir yazı yazmışımdır, diye geçirdi içinden; yoksa mümkün değildi eve birinin adım atması. Başkasını tanıması için aynalardan koşmaması gerekiyordu en nihayetinde. Saçlarına dokunan rüzgârı küçümsedi, gözlerine sıcaklık veren gökyüzüne tahammül edemedi ve ellerini saran karmaşık düşüncelere tiksinti duydu. Balkona yöneldiğinde, Ahmed Arif’i okumakta olan adamın yüzüne dahi bakmadan konuştu:

“Aşk’la tanışana dek yıldızları yazmayacağım.”


Evrim