Mayıs 25, 2019

aydınlık

Mayısta ölmek zor olduğu gibi yazmak da zordu, haziranı bilemeyeceğim. Geçtiğimiz sekiz günde, yazmaya başlasam katiyen durmayacaktım. Ona dokunamamış parmaklarımı kanatana, onu dilediğince izleyememiş gözlerimi bulandırana ve onu kimselere açıklayamamış ruhumu öldürene dek kalkmayacaktım zamanında sayısız mektuba ve şiire tanıklık etmiş masamın başından. Önceleri, kalemi elime ne zaman alsam yazarak iyileşeceğimin bilincinde olurdum, ne büyük kibirmiş bendeki. Yaza yaza sömürürdüm içimde filizlenen en küçük duyguyu dahi ve söndürürdüm yüreğimdeki ateşi. Ancak bu kez durum başkaydı. Yazsaydım, alevler büyüyüp onunla aynı gökyüzüne baktığımız koca bir şehri etkisi altına alacaktı ve ben de yananlar arasına katılacaktım; küllerimin onun küllerine karışması ise son arzum olacaktı. Yazmayarak: hüznü değil saf bir mutluluğu, beklemeyi değil yaşamayı, yanmayı değil yeniden doğmayı seçtim. Geleceğimizi düşünüp dokunduğum gülleri solmaya terk edecek birine değil kendime vermekte karar kıldım on yedi mayıs günü dördüncü düşümü görüyorken ve yanaklarımla dudaklarım kırmızı rengini paylaşıyorken. Uzun zaman sonra gece üçte birini: yitirdiğim benliğimin ve tutunduğum umudumun sahibini yalnız yüreğimde değil düşümde de ağırladığımı fark ettiğim an irkildim, öyle ki bir daha uykuya dalmak istemedim. Yazmaya işte o gece ara verdim. Yazdıkça artan sadece sayfa sayısı olmuyordu kuşkusuz, üzerimdeki tesiri de artıyordu tarafımdan betimlendiği her vakit. Uçsuz bucaksız ovalara, gözlerimi hapis altına alan dağlara ulaşıyordu kalemimden çıkıp. Geçmişime uzanıyordu o, merdivenlerini çıktığım ülkelere, beni büyüten sayısız şehre dokunuyordu ayak izleri. Nereden geçmişsem orada, davasına olan kararlığına ve cesaretine aşık olduğum bir devrimciye epey benzeyen yüzü beliriyordu, nerede yazmışsam orada yanı başımda dikiliyordu, nereye gidiyorsam bavuluma sığıyordu. Elleri ise güneşin öptüğü al yanaklarımda, sadece onu düşündüğümde kapanmayan göz kapaklarımda, onu tanıdıktan sonra radikal değişiklikler geçiren zihnimde geziniyordu. Yakıyordu yer aldığı her düşünceyi ve adının geçtiği her sayfayı. Yakıyordu tuttuğum kalemin satır başına iliştirdiği harfleri, başkasına kilitlemek istemediğim ellerimi, beni. En çok da kendisini yakıyordu ve bunun farkına çok zaman sonra varacaktı. Bendeki alevlerden eser kalmadığında, o ömrü boyunca söndüremeyeceği büyük bir ateşin içinde bulacaktı kendisini. Yazarı bendim onun okurken kendisine yazıldığını bilmediği hikâyelerin. Bir bilseydi kimselerin iz bırakamadığı bağımsız zihnime hükmettiğini, ışıklar kapalı olduğunda dahi onu odamın duvarlarında gördüğümü; ona yazdığımı...Benim inanmadığım tanrısına şükranlarını sunuyor oluyordu. O, benim yazarak hayat verdiğim bir hiçlikti. Hiçbir şeyimdi, yazdıklarımdan çok daha az.

Sekiz gün sonraki ilk düşümde, bu gece ilk aşkımı görüyorum. Hani şu ansızın gelen...Gülümseyerek karşılıyorum hiç eskimeyen tutkumu ve onunla tanıştığım o nostaljik sahneyi. Yıllar geçiyor, yazılarım farklı insanları ve farklı zaman dilimlerini konu alıyor; ancak onun yeri hep muhafaza ediliyor belleğimin en tozlu raflarında. Yazmaya işte bu gece kaldığım yerden devam ediyorum. Hayatımda olmadığı halde arada bir düşlerime konuk oluşunu anlamlandıramadığım ilk aşkıma duyduğum sonsuz bağlılık ve sevgi bana cesaret veriyor. Saat üçü beş geçiyorken son aşkımın karanlığını, yazarı olduğum hikâyelerde ilk aşkımın aydınlığıyla yok ediyorum. Anlıyorum ki, bir düşün acısını ancak başka bir düş alabilirmiş; onunla ileride tekrar bir araya geleceğimize emin oluyorum az önce. Gerçekleştiğinde bu yazıyı ona okutacağımdan şüpheniz olmasın. Belki de gözleri bu kelimelerde geziyor ve içindeki heyecan bana eşlik ediyor; ilk aşkım olduğundan ve hayatımın en karanlık sekiz gününden beni tek bir düşle kurtardığından habersiz.
Ölmekle yazmayı eş anlamlı kullanacak kadar kendime yabancılaşıp körleştiğim ve kuyudan nasıl çıkacağımı bilmediğim karanlık bir on yedi mayıs gecesinden, yeniden kendim olabildiğim canlı bir yirmi beş mayıs gecesine...
Sırrımı: paylaştığım aydan, yaktığım güneşe...
Gerçek olmak istemiyorum. 
Aydınlıktayım, nihayet.

Evrim