Mayıs 16, 2019

ikarus

Alçaktan uçarsa Martin Eden'in ait olduğu yere, denize düşecekti; çok yüksekten uçarsa da ayı yaşatmak için ölen güneş onun balmumu kanatlarını eritecekti. İkarus'u İkarus yapan şey tutkusu ve cesaretiydi hiç kuşkusuz. Tutku ve cesaret bir insanda aranması gereken yegane özelliklerdir, hayallerini ve acılarını paylaşırken gözlerinin tutkuyla parladığına şahit olmadığınız, aşık olduğunda çatıya çıkıp bunu cesaretle haykırdığını duymadığınız bir dostunuz olmamalı en nihayetinde. Güneş tenini yakıyorken çıplak ayakla toprak üzerinde yürüyen, gece çimlere uzanıp aya derin sırlarını saatlerce anlatan, gözlerini kapatıp ruhunu dinleyen birinin tutkusu...Sevdiği şiirin mısraları aklına her geldiğinde defterine not eden, kalabalık arasında dahi aynadaki yansımasına gülümseyebilen, yaşadığı her anı epey ciddiye alan birinin tutkusu...Uçup yükseldikçe yaşamı en güzel haliyle deneyimleyen İkarus'un tutkusu.

Her duyguyu en derinden hisseden, aydınlığın ortasında karanlık, karanlığın ortasında aydınlık olabilen; okunmayacağını bildiği şiirleri yazan birinin cesareti...Haksızlıklara ve zulme karşı gelen, görünmeyeni gören, söylenmeyeni söyleyenin cesareti... Kanatlarını kaybedeceğini bilse de güneş için ölen İkarus'un cesareti. 

Büyük bir tutkuyla sınırları zorlar İkarus, uçmanın verdiği hazla özgürlüğünün tadını sonuna kadar çıkarır adeta; yükselir içinde bastıramadığı merakla ve aşkla. Bu aşk: yaşama, doğaya, güneşe ve hayatında bir daha yaşamayacağı o sihirli an'a yöneliktir. İkarus'un düşüşü denir hep, böyle bilinir, böyle resmedilir, böyle yazılır o. Ancak İkarus'a anlam katan bu gökyüzündeki yolculuk, düşüşten ziyade bir var oluştur bana göre. O, öldüğünde doğmuştur yeniden. Aramızdadır, yeniden yaratılmaktadır İkarus. Zira, onun tutkusunu ve cesaretini görebildiğiniz tek bir insan bulabilirseniz tüm yaşamınız boyunca; ona güneş olun.


Evrim