Gerçek olduğumuz tek vakit gece saatleri, saat üç gibi misal, karanlıktayken...Gözlerimizi kısan ve perdeleyen güneş, etrafımızı saran boş ve boğucu kalabalık, bitmek bilmeyen kaygılarımız ve yorucu beklentilerimiz yok gece üçte. Sadece biz varız en saf yüreğimizle ve en sarsıcı zihnimizle. Karanlıktayken, olmadığımız biri gibi davranmıyoruz en nihayetinde. Kimi kandırabiliriz ki o an? Güvenli olduğunu düşünüp içine sığındığımız anlamsız kalıplardan, gün boyunca büründüğümüz sahte benliklerden, kendi kendimize koyduğumuz engellerden epey uzağız. Gökyüzüne bakıyorken gözlerimizi kapatsak da ay gelip yüreğimizin en derinine yerleşiyor ya hani, yıldızlar çember kuruyor ya gizli hayallerimizin etrafında...Kendimizden dahi sakladığımız korkularımız boy gösteriyor birden, acılarımız güçleniyor, mutluluğumuz ise hiç olmadığı kadar büyülüyor bizi. Her ne hissediyorsak, o his bizi sarhoş ediyor karanlıktayken. Kusurlarımızla, en gurur duyduğumuz deneyimlerimizle, başarısızlıklarımızla ve güçlü yönlerimizle başımız dik duruyoruz dalgaların karşısında. Toplumun bize biçtiği veya isteyerek yarattığımız rollerden ve beynimize böcek gibi yapışmış değer yargılarımızdan sıyrılıp gerçekliğe evriliyoruz karanlıkta. Kim biliyor peki bu gerçek halimizi? Kim biliyor göz kapaklarımızı bir türlü kapatmayan korkularımızı, zihnimizden silip atamadığımız acılarımızı, çocuksu sevinçlerimizi? Kim okuyor hüznümüzü aktardığımız sayfaları, kim görmek istiyor en yalın halimizi, kim yer almak istiyor sihirli ve tehlikeli dünyamızda? Peki biz kimin karanlıktaki haline, ruhunun çıplaklıklığına tanık olmak için deliriyoruz? Kimin hikâyesini gece üçte dinleme isteğine karşı koyamıyoruz? Kimin yüzüne dokunmak istiyoruz karanlıkta? Bu soruların cevabına göz bebeklerimizde parıltıyla ve yüzümüzde gülümsemeyle ulaştığımız gün, aşık olacağız.
Evrim