Sanki
memleketime ilk kez gidiyorum. Gece vakti varıyorum yüreğimin ait olduğu yere, unutamayacağım güzellikteki gökyüzü karşılıyor beni. İlk kez yıldızları böylesine yakınımda ve büyük görüyorum,
ağlayacak gibi oluyorum mutluluktan. Annem, Dersim’de yaşarken yazları her gece damda yıldızlara
bakarak uyuduğunu söylüyor iç sesimi duymuş gibi. Ağlayacak olmamın asıl sebebi
ilk kez bir yere kendimi ait hissetmemden kaynaklanıyor. Her şey çözümleniyor
sanki o an orada. Yıllar yılı sorgulayıp okuduklarım, kendimi bulunduğum yerlerle özdeşleştirmeme nedenlerim, içinden
çıkamadığım düşünceler; her şey açıklığa kavuşuyor. Burası benim memleketim: burası benim insanlarımın acı çektikleri, yok edildikleri, sürüldükleri ancak hiçbir zaman boyun eğmedikleri ve hep yürekleriyle direndikleri şehir. Ovacık yolunda ilk kez bakıyorum o
büyülendiğim dağlara kocaman meraklı gözlerle, ilk kez Munzur’un o buz gibi suyunu
kana kana içiyorum. İlk kez Pir Ali’ye gidip orada mum yakıp dileğimi
tutuyorum, bir ağaca bağlıyorum sonra. Başıma annemin pembe yazmasını bağlayıp
dolaşıyorum artık neredeyse kimselerin kalmadığı köyümüzde. Deniz Gezmiş’in
kaldığı o evin önünden müthiş bir hüzünle geçerken üzerimde eski bir elbise
var, yanaklarım ise kavuran sıcaktan ötürü al al olmuş. Gülümsüyorum sürmeli
gözlerimi güneşe doğru kapatıp bir zamanlar köydeki gençlerin
aşklarını birbirine itiraf edip herkesten gizli sık sık buluştukları o meşhur tepede
oturup hayal kurarken. İlk kez görüyorum hikayesinden ve cesaretinden ilham aldığım Seyid Rıza'nın heykelini.
Zihnim, güzel bir türküyü yeni keşfediyor gibi Dersim
hayallerimin içine ilk kez birini yerleştirirken. Bu hissi bana yaşatan tek kişi sensin. İlk kez.
Belki bir gün Dersim’de, uzansak dokunabileceğimiz kadar yakınımızdaki yıldızları birlikte seyrediyor oluruz.
Evrim