Eylül 16, 2017

duvar

Duyduğum tek şey saatin akrebinin ilerleme sesiydi. Ancak buna rağmen, kulaklarım çınlıyordu; sessizlikten ve kendimden ötürü.

Karşımdaki boş duvara kilitlemiştim gözlerimi. Nereden geldiğine anlam veremediğim o sıkıntı henüz beni terk etmemişti. Özellikle sabah saat sekizi üç geçerken daha da şiddetleniyordu huzursuzluğum. Gözlerimi, zihnimdekilerin o mavi, boyası hafif dökülmüş eski duvara belli belirsiz yansımasını hayal ederek kapadım. Zihnim öylesine karmaşıktı ki yelkovan hareket etmeden yansıyacak görüntüyü seçmek oldukça zordu. Seçtim, yine onu seçtim. Gözlerimi açmak istemiyordum çünkü yansımalar yok oluyordu açar açmaz. Ağlamaya başladım. Onu düşünmek, kafamda canlandırmak, aklıma sürekli getirmek kadar sarsmıyordu bu hayatta hiçbir şey beni. O an, açar açmaz duvarda kitleneceğini bildiğim gözlerime sürpriz yapmak istercesine odak noktama kahverengi gömleğimi yerleştirmiştim; gömleğimin düğmelerine dokunurken hayatımın en zorlu sürecinden geçtiğimi kendime hatırlatıyordum. Olmuyordu, içerisinde bulunduğum duyguları derinden yaşamak konusunda ne kadar başarılıysam; hayata dair umutlar yaratmak konusunda da o kadar başarısızdım. Başa dönmüştüm. Çocuk gibi ellerimle gözlerimi kapamıştım, açarsam onu görmeye cesaretim yoktu. Üstelik bugün tipime çeki düzen vermeyi de ihmal etmiştim. Ağlamayı kestiğimde gözümü açmamaya gayret ederek komidindeki saati elimle yokladım. Tahta terliklerimi sırf o, çıkan sesten rahatsız olsun diye yere sürterek odadan çıktım. Duvardan uzaklaştığıma göre gözlerimi açmamda bir mahsur yoktu. Açtığımda annemi gördüm, televizyonun karşısındaki tekli koltuğa oturmuş elindeki kitaba bakıyordu. Suratı asıktı: belki de Andre Gide okumasından kaynaklanıyordu. "Anne," dediğimde kafasını kaldırdı. Bana baktıktan iki saniye sonra dudaklarından büyük bir çığlık koptu, elindeki kitabı fırlattığında hemen ayağı kalkıp beni tüm gücüyle sarstı. Bana sarıldığında omzumun onun gözyaşlarıyla ıslandığını hissettim. Anlam veremedim. Geri çekildim. "Saçlarım nasıl görünüyor?" dediğimde gözlerini kıstı. "Margise.." deyip tekrar sarıldı. "Evet?" dedim.

Sesi titreyerek sordu, "Neler olduğunu hatırlıyor musun?"

Son zamanlardan hatırladığım tek şey saat sesi ve duvardı. Bir de o. Annemin yüz ifadesinden yola çıkarak içinden geçenleri anlamak bir hayli zordu, tebessüm etmişti. "Hayır." dediğimde gözlerini birkaç saniyeliğine benden kaçırdı. Bana sorduğu sorunun cevabını almak isterken beklettiği gözyaşları yeniden belirmişti.

"Margise, sen tam üç yıl odandan çıkmadın."


Evrim