Margise bugün saçlarını kestirdi.
Eve varınca usul usul ağladım. Hatırlıyorum, geçtiğimiz ekim. En mükemmel yüz, en mükemmel sır. Tek rehberim, tek sihrim, tek doğrum. Aynada seninle karşılaşmak, pansiyonda senin kaldığın odaya rast gelmek, kütüphane raflarında sana dokunan kitapları bihaber seçmek. Sen olmak istedim bir bakıma. Gerçek şu ki, mevsimler geçti; bir tek ben aynı kaldım. Sevmediğin birini öpmek fakat sevdiğini öpememek, bunu konuştuk sanıyorum Babylon’da bir akşam. Belki de tek kelime etmedik birbirimize, hepsi birer yanılsamadan ibaret. Bunca yıl aynı odada bulunmadan nasıl ortak karara vardık? Herkes görüyor, ben ilk kez geçmişte yaşıyorum. Biliyor musun, kaç gece sen gelirsin diye makyajımı çıkarmadım; kaç gece sen ararsın diye planlarımı iptal ettim. Ben kaç gece yıkıntıların altında kaldım, inan saymadım. Oysa en başından bilmem gerekirdi, adımı belleğinin derinliklerinde bir yerde kaybedecektim. Yere düşürdüklerini toplamakla yetindim yıllar yılı sadece. Biçare dolandım sözcüklerinin etrafında, biçare bekledim bir gün beni görmeni. İşte bir sokak ötemdesin, fakat ben senin evini hiç göremedim. Bu senden son ricamdır, izin vereyim unut son bakışımı. Nasıl oluyor da bu şehri ardımda bırakıyorum? Tanımadığım gözler beni şefkatle sarardı tam şimdi. Bu adam ve ötekiler. Tek rehberim, tek sihrim, tek yanlışım. Herkes görüyor, kulağına kainatın sırrını fısıldıyorum. Dicle ile Fırat, bu görkemli manzara, cesaretin ayak sesleri. Madem sen yoksun, yaşamalıyım ilk kez. Yazarların en acemisi, kadınların en delisi. Yemin ederim, yüzümü bir daha göremeyeceksin. Gidişimi nasıl izlediğini hatırlıyor musun? Ne yazık, üzerimizden geçen her martıyı saymaktaydım, ve saklamaktaydım adımı sayıkladığın her kabusu. Hatırlıyorum, geçtiğimiz ekim. Andre Gide yazmış, ben okumuşum.
Margise bugün saçlarını kestirdi.
Evrim