Şehir şehir büyür bu tutku, ülke ülke. Kaçsam, koşsam, ardıma bakmasam da hakikatin kirli sularında bulurum hep kendimi. Bahçedeki sandalyeleri maviye boyamaya yeltenir, daha sonra okuduğum bir şiirin etkisiyle yığılır kalırım. Gözüme uykunun girmediği o akşam dalgalar konuşur benimle ansızın. Ve anlarım, ömrüm boyunca yalnız sana sadık kalacağım. Proserpina derler bana, güzel değilim oysa efsanelerin aksine. Zeus ihanet eder, yasa boğulur Olimpos. Kanım, şiirim, belleğim hapsolur bu koca ülkede; ve sen kapını kötü adamlara açarsın. Oysa çok öncelerden tanırım ben seni. Lorca 39’una basar düşlerimde, ve sen halen belirmezsin. Çalan telefonlardan birinde olmalısın muhakkak. Saklambaç oynayan çocukların terinde, Karamazov’un işlediği günahta, yolumu kaybettiğim gergedan mevsiminde. Sabaha kadar beklerim kulaktan kulağa dolaşan haberini. Ve anlarım, yalnız seni beklemişim yıllar yılı. Bilir misin, ben epeydir gözlerimi saklarım. Gizlenirim görüleceğimi sandığım akşamlardaki ürpertici sessizliğe, ve sığınırım her birinde göz yaşımı taşıyan yıldızlara. İsyana kalkışan cesur yüreklerin birinde izine rastlanmalı muhakkak. Okuldan eve dönüş yolunda ağlayan kızın çarığında, kötülüğün cirit attığı kasabalardaki düşmanda, ansızın kanadı kırılıp balkona düşen martıda. Tapınaklara vururum kendimi, denize, çöle, fırtınaya. Pek fayda etmez. Geçmişi pek sık yad ederim böyle günler, sen varsın orada. Gözlerimi açtığım şehirsin, 10’umda kapısından girdiğim mektep; 19’umda diri diri gömüldüğüm. Saçlarımı boyattığım ilk renksin, kırmızı. Kütüphanenin kuytu köşesinde Andre Gide’yi keşfettiğim ilk perşembe. Lorca’nın mezarını ziyaret ettiğim ilk yıl, 1943. Kağıdın yüzü kızarır mı bilmem, ancak seni Berlin’den beridir arıyorum. Sevgi değil bu, kainata sığmayan bir nefret. İsyan bir bakıma, günlerinde aşkın gezdiği romanın bir parçası belki de. Gençliğimde, feryadımda, 15’imin küstahlığında buluşmak var seninle. Dört mevsimin sonbaharında, son oyunda, yahut en uzun gecede. Kıskanırım seni derdimden, kelimeden ve ayak bileğine değmiş zincirden. Eğer sen ömrün boyunca bir kez dahi okumayacaksan küserim kaleme, ağlarım ölmenin zor olduğu ekime. Kumsaldan viraneye geri döner, eylülün yirmi sekizinde uğurlarım aldattığım okurlarımı. Alışık olduğum her şey değişir. Proserpina derler bana, hakkımdaki yegane gerçek bilinmez oysa efsanelerin aksine. Şehir şehir büyür bu tutku, ülke ülke. Kaçırılsam, koparılsam, ardımda iz bırakmasam da hakikatin büyüsünde bulurum hep kendimi: sende.
Evrim