Aralık 08, 2017

mahsun

Gece... Etkisi altında olduğum soğuğa, bitmiş kahve fincanıma, bir şeyler okumamı neredeyse imkansız kılacak o loş ışığa; umutsuzluğuma rağmen kırk beş dakikadır kitap dükkanının içinde oturuyorum. Onun sevdiği kitapların neler olduğunu bildiğimi hayal ederek... Onu bildiğimi hayal ederek dikiyorum gözlerimi duvardaki Tabutta Rövaşata filminin, o ilk gördüğüm an izlemek için sabırsızlandığımı hatırladığım filmin, afişine. Afişi görmemle birlikte kendimi, sevdiği kadın için saçlarını ona çaktırmadan taramaya çalışan Mahsun gibi hissediyorum. 

O burada olsa belki ben de saçlarımı tararım, diyorum kendi kendime. 

O burada olsa dükkan, gözlerimin sayfalardaki kelimeleri algılayabileceği şekilde aydınlanır. 
O burada olsa yan masada tüm nostaljikliğiyle duran gramofona Yorgun Demokrat plağını yerleştirmek ve bir fincan daha kahve almak üzere ayağa kalkarım. 
O burada olsa umutsuzluk o kadar da kötü bir şey olmaz; umutsuzluğu sevebilirim. 
Kapıdan içeri adım attığı vakit bu dediklerimin hiçbirini yapamayacak kadar korkak olduğumu fark ettiğimdeyse müthiş bir eziklik içinde terk ediyorum dükkanı.


Evrim