Gece... Etkisi altında olduğum
soğuğa, bitmiş kahve fincanıma, bir şeyler okumamı neredeyse imkansız kılacak o
loş ışığa; umutsuzluğuma rağmen kırk beş dakikadır kitap dükkanının içinde
oturuyorum. Onun sevdiği kitapların neler olduğunu bildiğimi hayal ederek...
Onu bildiğimi hayal ederek dikiyorum gözlerimi duvardaki Tabutta Rövaşata
filminin, o ilk gördüğüm an izlemek için sabırsızlandığımı hatırladığım filmin,
afişine. Afişi görmemle birlikte kendimi, sevdiği kadın için saçlarını ona
çaktırmadan taramaya çalışan Mahsun gibi hissediyorum.
O burada olsa belki ben de saçlarımı tararım, diyorum kendi kendime.
O burada olsa dükkan, gözlerimin sayfalardaki kelimeleri algılayabileceği şekilde aydınlanır.
O burada olsa yan masada tüm
nostaljikliğiyle duran gramofona Yorgun Demokrat plağını yerleştirmek ve bir
fincan daha kahve almak üzere ayağa kalkarım.
O burada olsa umutsuzluk o kadar da kötü bir şey olmaz; umutsuzluğu
sevebilirim.
Kapıdan içeri adım attığı vakit bu dediklerimin hiçbirini yapamayacak kadar
korkak olduğumu fark ettiğimdeyse müthiş bir eziklik içinde terk ediyorum
dükkanı.
Evrim