Mayıs 28, 2026

İnci

“Ve kafamda bir inci bıraktı..”


Yarısında geri döndüğüm yol, beni yabancıyla tanıştırabilir. O yabancı ki, iyileştirir beni bir günlüğüne. Şefkatli, korkusuzdur; hatırınızda olmayan parlak sularda yüzer yabancı. Bir bilinmezlikten, girilmeyen üç sokaktan ibaret hayat. Zehirle doluyum, mütemadiyen fırtınaları beklerim, erken kaybettiğim eşime ithafen şiirler üretmekteyim. Güneşin altında yürüdüğüm öğlenlerin birinde ağacın dibine çöker ve çocukluk heyecanımı anımsarım. Dönmeliydim tam şimdi onunla koştuğum okulun parkına, varmalıydık birlikte evine, tanık olmalıydım mezuniyetimize. Onunla oyun oynarken düşüp bileğimi burkmuştum, hâlâ iyileşmedi bileğim. Onunla bir an var ki, sadece ben hatırlıyorum. Ağacın gövdesine yaslarım sırtımı, uzaktayım. Yabancının yanındayım tekrar. Hafta sonu boyunca onu tanır ve memnun ederim. Üzerime aynı elbiseyi ve katlanmış öfkeyi giyer, yaz yağmurunun dinmesi için giderim Bonn’a. Gözünüzün içine bakar, trende gelir de yan koltuğunuza oturur; sonra tam karşınıza geçer. Bakışlarınızı kaçırır, yeryüzünde neyi aradığını anlamaya çalışır, tüm kalbinizle gizlemek istersiniz düş kırıklıklarınızı. Yaşasaydı bugün 32 olacaktı. Dönmeliydim tam şimdi dik merdivenleri birlikte çıktığım arkadaşlarımın yanına, hesaplaşmalıydım tüm yaşlarımla, susturmalıydım içimdeki şeytanı. Hepsi beni öpmek istedi, fakat kaçı gördü savaştığım gölgeleri? Bana kitap hediye etmeyin, kutlama masasını doldurmayın lezzetli yemeklerle, son derece kıskancım bugün. Kaygılı gençliğimi kıskanıyorum, çünkü dönemiyorum geriye. Sevgisini haketmediğim arkadaşlarım taşın üzerinde kazılı; silinmez. Şiddetli acılarım, kabuslarım, kapısını daima açık bıraktığım nefretim; silinmez. Benim harap olan limanımın çevresinde gül satmaya yeltenmeyin, posta kutumu doldurmayın itiraflarla, son derece kıskancım bugün. Hatalarla dolu gençliğimi kıskanıyorum, çünkü dönemiyorum geriye. Muhabbetini ve sıcak kucaklayışını haketmediğim arkadaşlarım taşın üzerinde kazılı; silinmez. Şiddetli utancım, ezikliğim, kapısını daima açık bıraktığım geçmişim; silinmez. Yaşasaydım bugün 34 olacaktım. Yabancının yanındayım tekrar. Hafta sonu boyunca ona galip gelir, ona vesikalığımı bırakırım. Boynuma aynı kolyeyi ve katlanmış taşkınlığı giyer, içimdeki ateşe direnmek için giderim Bonn’a. Gözünüzün içine bakar, trende gelir de yan koltuğunuza oturur; sonra tam karşınıza geçer. Dirençli durur, yeryüzünde neyi kaybettiğini anlamaya çalışır, tüm kalbinizle gizlemek istersiniz panzehirinizi. Yarısında geri döndüğüm yol, beni yabancıyla tanıştırabilir. O yabancı ki, ısıtır beni bir günlüğüne. Meraklı, gençtir; hatırınızda olmayan sancılarda boğulur yabancı. Bir bilinmezlikten, girilmeyen üç sokaktan ibaret hayat. Zehirle doluyum, mütemadiyen meltemleri beklerim, erken kaybettiğim eşime ithafen düşler üretmekteyim. Güneşin altında yürüdüğüm öğlenlerin birinde ağacın dibine çöker ve çocukluk heyecanımı anımsarım. Dönmeliydim tam şimdi onunla koştuğum gölün kenarına, varmalıydık birlikte evine, tanık olmalıydım görkemli törenimize. Onunla oyun oynarken düşüp bileğimi burkmuştum, hâlâ iyileşmedi bileğim. Onunla bir an var ki, sadece ben hatırlıyorum.


“..ve her gece etrafta döndürüyorum. Sırf parlamasını izlemek için.”