Ağustos 12, 2025

Medea'nın Saadeti

On iki ağustos sabahı gerçek dans ediyor, gerçek ölüyor.


Dağılırdı heveslerim. Güneş yeni açmış olurdu. Penceremde yürek çarpıntısının esintileri, penceremde yağmur lekeleri, penceremde dostluk çemberleri. Ürperirdim bu yazın soğukluğunda. Ürperirdim kayaya vuran dalgaların ateşinde. Postahanenin önünden geçerken tüm itiraflarımı adreslerine göndermek üzereydim. İnsan yığınıydı esasen unutmak istediğim. Gölgemle savaştım, dişlerimi kanattım, izimi duvarlara bıraktım ben. Beni duyan olmaz, silinirim kapandığım bu ücra köşede hafızalardan. Bilir misiniz, hiçbiri benden özür dilemedi. Hiçbiri sahip çıkmadı bıraktığım haritaya. Hiçbiri aramadı beni. Düşündüm: yenebildim mi kendimi? İnsanlar göz diktiler saçlarıma, nefretime, kolyeme. Tırnaklarımı çıkardım ve avucumun içine aldım düşlere emanet ettiğim her bir duayı. Bir arkadaşım olmasını istedim, hayata duyduğum minneti kime anlatabilirdim? Kendimi tanımadan önce yüzümde renk vardı. 19’umda incitti beni. Telefonuma “Johann” diye kaydetmiştim ismini. Uzak, mutluluğa dair güzel ne var ise uzak. Gelip kararttılar gecelerimi. Bir vakitten sonra hiç uyuyamadım ben. 304B nolu kapının önünde şalıyla köşeye oturmuş, defterini çıkarıp kainatı yazan seyyah bendim. Sonra metrodayken şu düşünceyi kafamdan silip atamadım: anneannem dünyaya tekrar gelmeyecek. Akşamında büyüdü memnuniyetsizliğim, çoğaldı bir başkasına evrilme saadetim. Chanel No 5 sürüp bir kitap okumak istedim. Kolumun altına yerleştirdiğim güncelerimle huzura çıkan merdivenleri emekledim. Kibirimden uzaklaşarak, ilk kez baktığım çiçekleri büyüterek, heyecanımla geçmek istedim tepeleri. Ben bir yalan söyledim, yüzlerce kez öldüm. Rose Pesotta’yı tanıdım. Geri döneceğim, aynı kalamadım. Ben içeri adım attım ve aylar sonra ilk kez perdemi açtım.


On iki ağustos sabahı gerçek dans ediyor, gerçek ölüyor.