Şubat 01, 2020

cahim

Montefalco’yu kadehime doldururken fark ediyorum, üç yıldır görmediğim yüzün hâlâ tek ilhamım. Bu tek kişilik bir kutlama. M, sen davetli değilsin. Yeşil ışık sabahın seherinde gözükecek, senden telefon geldiğinde ise ben yaşamıyor olacağım. 
Bir... Mabedin mahzeninde önünden geçtiğim heykeller bana adını bahşetti. Deli olduğumu düşünüyorsun, haksız sayılmazsın. Şaraptan mı yoksa kederden mi bilmem, hayalini öldüremiyorum. Hangi merdivenden insem, hangi kapıyı kilitlesem, hangi perdeyi kapasam sen oradasın. Tebessümsün. Nostaljisin. Arkadaşsın.
İki... Kaçmak, belirdiğin gökyüzünden ebediyen kaçmak ne mümkün! Susmak, aydınlattığın gecenin dalgalarına karşı susmak; savaşmak, teslim olup kırılgan bir çocuk gibi ağladığın ovalarda savaşmak... Kaçmak, susmak, savaşmak ne mümkün! 
Üç... Benden duy istedim, seni göremeyeceksem şehrine gelmek dahi istemiyorum. An’larımda kaybolmuş bakışları keşfe çıkan gemide yanı başımdaki yolcusun. Ellerim uzanamaz artık düştüğün kuyulara, gözlerim erişemez ruhunun karanlığına. Hüzünsün. Nostaljisin. Gerçeksin. 
Dört... M, sana cenneti sunmak isterken kendimi cehennemde buldum. Hayalin zihnimin odalarını ateşe veriyor. Kanıyor: avuç içlerim, masanın üzerindeki mektupların, yüzümdeki çizgiler. Cennete değişmem bu akşamın coşkusunu. Bir yere gidiyorum, seni bulabilmek arzusuyla taptığım yıldızların bedelini ödeyeceğim bir yere. 

Bir, iki, üç, dört... Yeşil ışık!


Evrim